Boris Khadov, 1880 Mayıs’ında Karensk’de burjuva bir ailenin en küçük çocuğu olarak doğdu. Anne tarafından ünlü besteci Mihail Glinka’nın yeğeniydi. Boris, Rus müziğinin kurucusu olarak kabul edilen dayısının izinden gitti. İlk eserlerini 10 yaşından itibaren vermeye başlamış, Avrupa’nın değişik başkentlerinde ‘Rus Mozart’ı’ nitelemesiyle başarılı konserler vermişti. Çar II. Nikola’nın huzurunda kendi bestesi Rusya İçin K. V. 10-15 Keman-Piyano Sonatı’nı seslendirmesinin ardından, Çar’ın takdiriyle, eğitimini derinleştirmesi için Paris’e gönderildi.


Khadov, Paris’te 5 yıl kaldı. Ama genç bestecinin müzikal macerası pek de Çar’ın umduğu doğrultuda gerçekleşmedi. Genç müzisyen, olağanüstü yeteneğiyle ilk birkaç yıl gerçekten de Paris müzik çevrelerini (ve sosyetesini) hayranlıklar içinde bıraktı. Verdiği konserler ve yaşadığı aşklarla adından sık sık söz ettiren Khadov’un kaderi, Pavel “Çar” Nikonov (2) adında bir Rus anarşistiyle tanışmasından sonra kökten değişikliğe uğradı. Boris Khadov, kısa sürede ateşli bir anarşist olup çıkmıştı.

Khadov’un Paris Günleri ve anarşizmle tanışması

O sıralar, Rus anarşistlerinin lideri Pavel “Çar” Nikonov, Prens Alexsender Viazemskiy’e düzenlenen bir suikast girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Paris’te 12 yıldır sürgün hayatı yaşıyordu. (3)

Aslında söz konusu suikast olayıyla doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişkisinin bulunmadığını, soruşturma sürecinde Rus polisinin kendisiyle hiçbir şekilde ilgilenmediğini artık biliyoruz. (4) Ama bu adam, her nasılsa kendini bu suikastla ilişkilendirmiş ve son derece meşakkatli bir kaçış planıyla önce Almanya’ya, sonra ise, “burada da rahat bırakılmayacağını” anladığından Fransa’ya, “anavatanını da kalbinde taşıyarak” sığınmak durumunda kalmıştı. Yani bu sürgün, Nikonov’un kendi kendine gelin güvey olarak gerçekleştirdiği tuhaf bir sürgündü. “Çar” lakaplı Nikonov hafiften çatlak bir anarşist portreydi: Rus gizli polisi tarafından takip edilmenin verdiği sıkıntı ve yoksulluklar yüzünden iyice paranoyaklaşmış durumdaki (ve Rusya’yla tüm iletişimini tamamen yitirmiş olan) Paris’in küçük Rus anarşist topluluğunu, kendisinin bir ‘anarşist kahraman’ olduğuna inandırmış, kısa zamanda bir çekim merkezi olarak gönüllerde taht kurmayı başarmıştı. (Bu tahtın inşasında, geri dönüp huzurunu yine acayip projeleriyle bozacağından korkan toprak ağası babasının kendisine her ay gönderdiği ciddi meblağların da etkisi vardı.)

Nikonov, müziğin, en azından Khadov’un eğitimini aldığı müziğin, doğa içerisinde bir yaşamın patikalarla örülmüş yollarından büsbütün uzakta, insana ve insanın bir ve aynası olan tabiata ters, dolayısıyla etkileri bakımından yabancılaştırıcı; insanın kan, et ve kemikten ibaret gerçekliğini bir soyutlama düzeyine indirgeyen bir müzik olduğunu düşünüyordu. Genç Khadov, ustası olarak benimsediği Nikonov’un etkisiyle, hocası ünlü kompozitör Lewitscharoff’a bir mektup yazdı: “Kan ve barutun yazacağı müziğin yanında Mozart saçma bir karın ağrısı kalıyor. Bu yalana daha fazla katılamayacağım!” diye biten mektup, konservatuar günlerini nihayete erdiriyordu. (5)

Hocası Lewitscharoff’un durumu Rus Büyükelçiliği’ne haber vermesini takiben, Petersburg Saray Müzik Direktörü Gaimbedov, Khadov’a, anavatanına geri dönmesi için çağrı yaptı. Ancak bu çağrıya cevap gelmedi. Khadov ortadan kaybolmuştu.

Kulakçı Mujik ve Rusya’ya Dönüş

Bu kayboluş Şubatı 1903’te gerçekleşmişti ve aynı yılın Haziran’ında Paris gazeteleri şok bir cinayet haberini manşetlerden duyurdu: 17 Rus Cannes’da bir kır evinde ölü bulunmuştu! Rus entelijansiyasının ‘ünlü’ isimlerinden Pavel Nikonov da kurbanların arasındaydı. Ama haberin ilginç bir ayrıntısı daha vardı. Katil, sırlarıyla birlikte, kurbanlarının sağ kulaklarını da götürmüştü.

Paris, esrarengiz katil ve 17 kurbanı hakkında efsanelerle günlerce kaynadı. 17 Mart 1903’te, kulaksız üç Rus’un daha cesetleri Paris’te bir apartman dairesinde bulundu. Tartışmaları daha da arttı; olay artık bütün Avrupa’nın dilindeydi. (6)

Mayıs 1903’te, bir fahişeyi öldüresiye dövdüğü için fahişenin pezevengi tarafından hastanelik edilen bir Rus’un günlüğü, polis tarafından tesadüfen bulundu. Bu günlükten hareketle, kamuoyunun “kulakçı mujik” diye adlandırdığı katile dair ilk ipucuna ulaşıldı. Günlükte, Khadov adında birinden bahsediliyordu. Khadov, Rusya’daki anarşist devrimin sönümlendirilmesi için görevlendirildiğini iddia ettiği Nikonov ve yandaşlarını acımasızca katletmişti. Günlüğün sahibi, sıranın kendisine geldiğine inanıyordu.

Böylece polis, Paris’te o zamana dek görülmemiş boyutta bir insan avını başlattı. Ama bu arada günlük sahibinin öngörüsü de gerçekleşti: Talihsiz adam, hücresinde ölü bulundu. Önce bir cam parçasıyla kulağını kesmiş, sonra aynı camı gırtlağına saplamıştı.

Paris polisinin sürek avını süredursun, Khadov anarşist devrimini gerçekleştirmek üzere çoktan Rusya’ya kaçmıştı...

O güne dek tüm yaşamını konser salonları ve konservatuar arasında asosyal bir müzisyen olarak geçirmiş bir küçük burjuvanın nasıl olup da acımasız bir katile dönüştüğünü bir tarihçiden çok psikiatri uzmanlarının cevaplayabileceği bir soru. Khadov’un, bir ‘müridi’ olarak Çar Nikonov’la geçirdiği iki yıl içerisinde neler olup bittiğine tanıklık edebilecek herkesin yine Khadov tarafından öldürülmüş olması, durumun anlaşılmasını daha da güçleştiriyor.

Rusya Günleri

Khadov, ününün Rusya’ya kendisinden önce ulaştığını görünce çok şaşırmış olmalı. Paris çıkışlı haberler onu bir efsane haline getirmişti. Daha o Rusya’ya gelmeden önce ülkenin değişik köşelerinde ‘Khadovcu’ anarşist gruplar oluşmuştu ve şimdiden Rus gizli polisinin yakaladığı bir düzine Khadovcu Sibirya’ya sürülmüştü. (7)

Böylece Khadov, tamamı ‘profesyonel devrimci’lerden oluşan ama paranoyak karakterli bir yeraltı örgütünü organize etmekte çok zorlanmadı. Örgütün ismi Rusya’nın Anarşist Kanı’ydı ve ilk eylemi Aziz İsak Katedrali’ne yönelik olmuştu. Amaç, tarihî katedralin içerdeki papazlarla birlikte yakılmasıydı. Katedrali olmasa da iki papazı diri diri yakmaya muvaffak olan Khadov ve adamları, iki gün sonra Rus gizli polisinin Fransızlardan çok daha iyi çalıştığını anladı. Polis, Khadov’un bir işçi semti olan Vybory’de depo olarak kullanılan bir binada saklandığını tespit etmişti. Polisin elinden kurtulması, kendisini Khadov olarak tanıtıp teslim olan yakın arkadaşı Sergey Kşisinks sayesinde oldu. Polis, gerçek Khadov’un depodaki un çuvallarından birinin içine saklandığını bilemezdi...

Khadov, kendisi sanılan arkadaşının tutuklu bulunduğu karakola gece yarısı baskın düzenledi. Arkasında 5 cesedi kulakları kesilmiş vaziyette bırakmıştı. Bu olay, Çar’dan, onun politikacılarından ve diğer egemen güçlerden nefret eden St. Petersburglular üzerinde korku ve hayranlık karışımı bir etki yaratacaktı. (8)

Ülke için karışık günlerdi. Rusya, her an birşeylerin olabileceği duygusuyla bütün dünya tarafından merakla takip edilen, büyük bir imparatorluktu. En azından ‘büyük’ görünüyordu, ki durumun öyle olmadığı 1905 Rus-Japon Savaşı sonucunda anlaşıldı. Çar’ın ordusunun Japonya karşısında hiçbir varlık gösterememiş olması, Çar’a ve temsil ettiklerine karşı uzun zamandır büyüyen hoşnutsuzluğu bir isyan enerjisine dönüştürdü. Sonuçta Çar II. Nikola meşrutî yönetimi kabul etmek zorunda kaldı. Duma açıldı.

İhtilal sürecine diğer muhalif güçlerle birlikte -ama hadleri epey bir zorlayarak- katılan Rusya’nın Anarşist Kanı (9), 1905 Şubat Devrimi sürecinden bölünerek çıktı. Örgütün ‘sol kanat’ olarak adlandırılan kısmı Sosyalist Devrimciler’le (10) birleşmek yönünde bir tavır içindeyken, ‘Khadovcular’, tüm sosyalist ve sosyal demokrat partileri, iktidara duydukları aşk bakımından Çar ve taraftarları ölçüsünde düşman kabul etmekteydi. Tartışma, ‘Khadovcular’ın silahlarına sarılması sonucu kanlı bir hesaplaşmaya dönüştü. O sırada toplantıda hazır bulunan ‘sol kanatçılar’ın tümü katledildi. Khadovcular, eylemlerinin alemet-i farikası olarak eski yoldaşlarının sağ kulaklarını koleksiyonlarına eklemeyi ihmal etmemişlerdi. (11)

Fakat, katliamdan ağır yaralı olarak kurtulan bir militan vardı. Bu adam, Khadov’un saklanabileceği bütün adresleri polise ihbar etmek suretiyle arkadaşlarının katillerinden intikamı aldı. Böylece Khadov, hiçkimsenin beklemediği bir anda, başına örülen çoraptan habersiz gizlendiği bir genelevde yakalandı. Vr 13 Haziran 1907’de, Duma’nın karşısındaki Küçük Şapel’in yanında bulunan mahkeme salonunda yargılanmaya başlandı. Mahkemenin ‘kurşuna dizilerek idam’ yönünde bir karar vermesi bekleniyordu ama davanın görüleceği gün Tobolsk Çelik Fabrikası işçilerinin öncülüğünde başlayan büyük bir grevin yarattığı korku, mahkeme heyetini ve bu arada hükümeti geri adım atmak zorunda bıraktı. İşçilere Pavlovskiy Tersanesi işçileri de katılmış, göstericiler mahkeme salonunu sarmıştı.

Mahkeme, ‘Sibirya sürgünü’yle yetinmek zorunda kaldı. Khadov bir katil olabilirdi ama, halk ona baktığında zulmedici tanrılara karşı açık ve net bir başkaldırışı temsil eden Prometeus’u görüyordu.

Sibirya Sürgünü

Khadov böylece apar topar Sibirya’nın Smovskaya’ya bağlı Kornilov Beldesi’ne götürüldü. Burası Rusya’da mahkumlar için hazırlanmış en korkunç çalışma kamplarından biriydi. Ortalama sıcaklığın yaz aylarında -30 derece olduğu bu bölgede, mahkumlar donmuş topraktan elmas çıkartmaya çalışarak özgürlüklerine kavuşacakları anı beklerlerdi. Khadov burada son derece sakin günler geçirdi. (12)

Kornilov Çalışma Kampı Komutanı Yüzbaşı Sergey Aleksiyeviç Alexey, üstlerine yazdığı bir raporda Khadov’dan bahsederken (13) şaşkınlığını gizleyemiyordu. Ona bakılırsa, Khadov hiç de azılı bir teröriste benzemiyordu: “Kısa zamanda kampın çetin koşullarına alıştı” diye yazmıştı Yüzbaşı, “çok neşeli ve bitmek bilmez bir enerjisi var. Şimdiden kampın gözbebeği oldu.”

Khadov, yoldaşlarından veya ‘hayranlarından’ gelen ne varsa; giysi, para veya yiyecek gibi, her şeyi mahkumlarla paylaşıyor, geceleri okuma bilmeyen mahkumlara öğretmenlik yapıyor, elden düşme bir kemanla resitaller veriyordu.

Yaşam koşulları son derece korkunçtu. Soğuk ve salgın hastalıklar arasında Khadov, hiçbir yılgınlık emaresi göstermeden 1916 yılına dek çalışma kampında elmas çıkartmaya devam etti. Ama 1917’de, mahkumiyetinin 10. yılında, hiç beklenmedik bir olay oldu: Smovskaya Garnizonu komutanının çalışma kampına yaptığı ziyaret şerefine düzenlenen yemekte keman çalmak üzere görevlendirilen Khadov, verdiği resitalden sonra tebrik edilmek üzere yanına çağrıldığı generalin boğazını bir meyve bıçağıyla boydan boya kesmiş ve kanlı bıçağı havaya kaldırıp “yaşasın anarşi!” diye bağırmıştı.

Ağır yaralı olarak (kanlı bıçak havadayken generalin yaveri tarafından vücuduna bir şarjör boşaltılmıştı) sıhhiye koğuşuna kaldırılan Khadov’a, kurşuna dizilebilecek düzeye gelene kadar özenli bir tedavi uygulandı. Artık ölüm Khadov için kaçınılmazdı veya en azından öyle görünüyordu.

Aynı sıralarda ülke için için kaynıyordu. Rus İmparatorluğu, 1 Ağustos 1914’te Fransa ve Büyük Britanya’nın yanında savaşa girmişti. İki buçuk yıl sonra, üç asırlık bir hanedanın mutlak egemenliğine son veren Şubat 1917 Devrimi gerçekleşti. Sekiz ay sonraki Bolşevik hükümet darbesi, üçüncü geçici hükümetin giderek silikleşen iktidarını devirecekti. Haber kısa zamanda Smovskaya’ya ulaşmıştı. Bölgeye gelen Bolşevik kuvvetler, subayların silahlarına el koymuş, bu arada garnizon yönetimini ele geçirmişti.
O sırada hücresinde idam mangasını bekleyen Khadov, kızıl yıldızlı kalpaklarıyla içeri giren Bolşevik militanları görünce son derece soğukkanlı bir manzara çizmişti. Tek yaptığı, kurtarıcılarına bakıp sırıtarak, “İşçi kardeşlerim bir kez daha imdadıma yetiştiler” demek olmuştu. Kurtarıcıları onu ve diğer siyasî mahkumları bir trene bindirip (14) başkente uğurladıklarında, Khadov 37 yaşındaydı. Ve daha altı ay önce gerçekleştirdiği son eylemine bakılırsa ‘anarşist heyecanını’ aynen koruyordu. O günlerde, devrim koşullarının Petersburg’u bir anarşist için bulunmaz nimetti. Fakat buna rağmen bir efsane olarak başkente gelişi sabırsızlıkla beklenen Khadov, Petersburg’a varmadan trenden indi ve bir kez daha ortadan kayboldu.(15)

Khadov ismi bu kayboluştan üç yıl sonra dönemin en büyük tren soygunuyla birlikte tekrar ortaya çıktığında, işin içine bu sefer Teşkilat-ı Mahsusa’nın firarî fedailerinden Ömer Nuri Bey adında bir zât da karışacaktı.

DİPNOTLAR:
1. Khadov üzerine zengin bir külliyat söz konusudur. A. Rabinoviç’in Kahramanın Gölgesinde’si, S. Laig’in Khadov: Böyle buyurdu Zerdüşt’ü yetkin biyografiler içerir. Ayrıca H. E. Hugo’nun Anarşist’i, Khadov’un bir roman kahramanı olarak ele alındığı birkaç örnekten biridir.

2. Çar Nikola için bkz. Peter Hall, The World Cities, 1966

3. Prens Alexsender Viazemskiy, Ekim Devrimi sırasında, arazilerinde çalışan köylüler tarafından linç edildi.

4. Peter Hall, age. s.134

5. Şu adreste, Khadov’un Avrupa klasik müziğiyle ilgili görüşlerine ulaşabileceğiniz bir makale var: benhayattayken.blogspot.com

6. Kulak kesen anarşist mevzuu İstanbul basınının ilgisini çekmekte gecikmemişti. Tanin’de yayınlanan Celal Nuri imzalı bir haberde, son zamanlarda Paris’te ikamet eden Moskofların birbirini kırdığından bahsediliyordu. “Netice: Hülasa bütün bu hercümerçten anlaşılıyor ki, Rusya’da takip olunan yeni usul-i idare pek menfî neticeler vermiştir. Çar’ın canına kast ettikleri için memleketleri haricinde sefih bir hayat sürmeye mahkûm edilen bedhahların şimdi canları sıkılıyor olacak ki birbirlerini yiyorlar.”

7. Bazı yazarlara göre bu Khadevci öğrenci örgütlerinin arasında daha sonra Ekim devrimi sırasında bazı köylü ayaklanmalarını örgütleyecek düzeyde güç kazanan ama zamanla Khadevci çıkış noktalarını kaybeden yapılanmalar da vardı. (R. V. Daniels, Red October: The Bolshevik Revolution of 1917, s.105, Londra, 1969)

8. Aynı Sergey Kşisinks, Khadov Sibirya’ya sürüldükten sonra Bolşeviklere katılmış; devrim sırasında Çar ve ailesini katleden ölüm mangasında görev almıştı.

9. Aşırı şiddet yanlısı olmaları özellikle sosyalist devrimciler tarafından şiddetle eleştiriliyordu. ‘Rusya’nın Anarşist Kanı’ örgütünün eylemlerine liberallerle birlikte Sosyal Demokratların da sessiz kalmaları ilginçtir.

10. Sosyalist Devrimciler, Rus Norodniklerinin 1900’lerde aldığı biçimdi. Anarşizm ve sosyalizmin Rus karakterli bir sentezi olarak özellikle köylerde örgütlüydüler.

11. Kendi kurduğu örgütün üzerindeki kontrolünü bir-iki yıl içinde yitiren Khadev, örgüt içi ciddi bir muhalefetle karşı karşıya kalınca, entelektüel birikimiyle karşısına kısa sürede ciddi bir rakip olarak Mihail Boduvsk çıkmıştı. Boduvsk, Khadev’in amaçsız şiddet kullanımına da karşı çıkıyordu.

12. 1914 yılında yandaşları Khadov’u çalışma kampından kurtarmaya çalışmıştı. Ama Khadov’a ulaşamadan Kornilov yakınlarında bir ormanda donmuş olarak bulundular. Khadov’un bu kurtarma girişiminden hiçbir zaman haberi olmamıştı.

13. Rapor, Marc Ferro tarafından günışığına çıkartıldı. (La Révolution de 1917. La chute de Tsarisme et les Origines d’Octobre, s.200, Paris, 1975)

14. Aynı trende, devrime yetişme heyecanıyla kabına sığmayan Stalin’in de bulunduğunu belirtelim: İki adamın tanışıklıklarına dair herhangi bir bilgi yok.

15. Trenden neden indiğini önümüzdeki sayıda göreceğiz.

02 Mayıs 2006

Erhan BAŞ

Kaynak: BenHayattayken

NOT: BORİS KHADOV kurgusal bir karakterdir.


Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile