Cuma, 19 Şubat 2010 07:51
karaumut tarafından yazıldı.

İşte bizim gibi basit ve mütevazı aynı zamanda da bizim gibi isyankar ve dürüst insanların yüreğine değmesini istediğimiz sade sözlerimiz. İşte bugüne kadar katettiğimiz yolu ve şimdi nerede olduğumuzu anlatan; dünyayı ve ülkemizi nasıl gördüğümüzü anlatan sözlerimiz. Meksika denen koca alanda ve dünya denen daha büyük alanda ne yapmak istediğimizi ve nasıl yapmak istediğimizi anlatarak başkalarını da bizimle birlikte yol yürümeye çağırdığımız sözlerimiz. İşte Meksika’da ve Dünyada ne istediğimizi bütün dürüst ve asil yüreklere bildirmek isteyen sade sözlerimiz.
İşte sade sözümüz ; çünkü nerede yaşıyor ve mücadele ediyor olurlarsa olsunlar, bizim gibi ve bizden olanlara seslenmek ve onlarla bir araya gelmek istiyoruz.
I. BİZ KİMİZ ?Biz EZLN’den (Zapatist Ulusal Kurtuluş Ordusu) zapatacılarız. Bize «Neo-Zapatacı»da diyorlar. Neyse, biz yani EZLN’li Zapatacılar 1994 kışında silaha sarıldık; çünkü bizi aşağılamaktan, soymaktan hapse atıp öldürmekten başka bir şey yapmayan güçlülerin bize yaptıkları kötülüklerin artık yettiğini ve sözün bir şeyi değiştirmediğini gördük. Bu yüzden «Ya Basta ! = Artık Yeter !» dedik. Bizi aşağılamalarına ve hayvandan beter muamele etmelerine artık izin vermeyeceğimizi söyledik. Her ne kadar daha çok yerli halklarla ilgileniyor olsak bile, bütün Meksikalılar için demokrasi, özgürlük ve adalet istediğimizi de o zaman söyledik. Doğrusu biz EZLN’liler neredeyse hepimiz buralı, yani Chiapaslı yerlileriz. Ama sadece kendimiz için sadece Chiapas’ın yerlileri için veya sadece Meksika’nın tüm yerlilerinin iyiliği için mücadele etmek istemiyoruz. Burada Meksika’da veya dünyanın başka ülkelerinde, bizim gibi sade, mütevazi ve muhtaç olan, bizim gibi zenginler ve onların kötü hükümetleri tarafından sömürülen ve soyulan insanlarla hep birlikte mücadele etmek istiyoruz.
Böylece bizim küçük hikayemiz güçlülerin bize dayattıkları sömürüden usanıp kendimizi savunmak için örgütlenerek adalet için savaşmaya başlamamızdan ibarettir. Başlangıçta kalabalık değildik; bir uçtan bir uca gidip gelerek, bizim gibi olanlarla konuşup onları dinlemek isteyen birkaç kişiydik. Bunu yıllar boyunca yaptık ve gizlice gürültü çıkarmadan yaptık. Yani güçlerimizi sükût içinde biriktirdik. Bunu on yıl boyunca sürdürdük ve sonra büyüdük ve çabucak binlerce olduk. Hem siyasi bakımdan hem de silahlanma bakımından iyi hazırlandık. Ve birden bire, zenginler yengi yıllarını kutlamaya hazırlandıkları bir zamanda, onların kentlerine baskın yaparak var olduğumuzu onlara açıkça gösterip bizi dikkate almaları gerektiğini bildirdik. O zaman zenginler büyük bir dehşete kapıldılar ve bizi bitirmek için üzerimize koca ordularını gönderdiler. Sömürülenler isyan ettiği zaman daima yaptıklarını yaptılar yani. Ama bizi alt edemediler çünkü savaşa başlamadan iyi hazırlanmıştık ve dağlarda güçlü biçimde mevzilenmiştik. Askerleri bizi her yerde arıyor bombalıyor kurşun sıkıyordu. Sonra bütün yerlileri öldürmek gerektiğini, çünkü kimin zapatist olup kimin olmadığını ayırt edemediklerini söylemeye başladılar. Biz ise bizden önceki atalarımızın yaptığı gibi hem koşuşturuyor hem savaşıyorduk. Teslim olmadan, pes etmeden, yenilmeden….
Sonra kentlerdeki insanlar sokağa dökülüp savaşa son verilmesi için haykırmaya başladılar. O zaman biz de bir anlaşma yolu bulunmasını, yani kötü hükümet ile bir anlaşmaya varıp katliamların durdurulmasını isteyen kentlerdeki bu kardeşlerimiz ve kız kardeşlerimizi dinledik ve savaşı durdurduk. Bu insanların bize söylediklerini dinleyip onların dediklerini yaptık; çünkü onlar bizim «halk» dediğimiz Meksika halkını temsil ediyorlardı. O zaman ateşi kesip sözü konuşturmaya başladık.
O zaman hükümetin temsilcileri onlara bize düzgün davranacaklarını diyalog kuracaklarını anlaşma yapıp saygı göstereceklerini söylediler. Biz de «bu iyi» dedik; ama aynı zamanda savaşı durdurmak için sokağa dökülen bu insanları da tanımak istedik. O zaman bir yandan kötü hükümetin temsilcileri ile görüşürken bir yandan da bu insanlarla temas ettik ve gördük ki, onların çoğu da bizim gibi sade ve mütevazı idiler ve onların da bizim de ne için mücadele ettiğimizi daha iyi gördük. O zaman onları «sivil toplum» diye tanımladık; çünkü onların çoğunluğu hiçbir siyasi partiye mensup değildi ve bizim gibi sıradan sade ve mütevazı insanlardı.

Ama kötü hükümetin temsilcileri iyi bir anlaşmaya varmaktan yana değillerdi; müzakere edip anlaşmaya varmak hakkında söyledikleri onların aldatmacalarından biriydi. Bu arada bize saldırıp imha etmek için hazırlanıyorlardı. O arada bize defalarca saldırdılar; ama bizi yenemediler. Zira biz iyi direnmesini bildik ve tüm dünyada pek çok insan bizi desteklemek için seferber oldu.
O zaman hükümet sorununun ne olduğunu kavradı; pek çok kimse EZLN ile ilgilenmeye başlamıştı; onlar da biz hiç yokmuşuz gibi davranmaya karar verdi. Bu esnada da bizi kuşatıyorlardı; bizi abluka altına aldıktan sonra, dağlar tecrit edilmiş ve zapatist bölgeler uzakta olduğu için insanların bizi unutmasını bekliyorlardı.
Kötü hükümetin yetkilileri kendi oyunlarını deniyorlar bizi hem kandırmaya çalışıp hem de saldırmaya çalışıyorlardı. Bizi süpürmek için üzerimize büyük bir ordu ile saldırdıkları ama bizi yenmeyi beceremedikleri 1995 şubatında olduğu gibi. Çünkü biz yalnız değildik; kendilerinin de sonradan itiraf ettikleri gibi pek çok insan bizimle dayanışma içindeydi ve biz de iyi direnmiştik.
Bunun üzerine kötü hükümetin temsilcileri EZLN ile bir anlaşma yapmak zorunda kaldılar; bu anlaşma «San Andre Anlaşması» idi; San Andre anlaşmanın imzalandığı beldenin adı idi. Bu görüşmeler sırasında kötü hükümetin karşısında yalnız değildik; Meksikanın yerli halklarının mücadelesine katılmış olan ya da bu sayede katılacak olan kişi ve örgütleri de davet etmiştik. Onların her birinin de söyleyecek sözleri vardı ve kötü hükümetin sözcülerine ne söyleyeceğimizi hep birlikte tartışıp anlaşarak belirledik. Müzakereler böyle geçti. Bir taraftakiler kötü hükümetin temsilcileri öte taraftakiler ise tek başına zapatistler değildi. Zapatistlerle birlikte Meksika’nın yerli halkları ve onları destekleyenler vardı.
O zaman bu anlaşmalarda kötü hükümetin temsilcileri Meksika’nın yerli halklarının haklarını tanıyacaklarını, onların kültürlerine saygı göstereceklerini ve bunu Anayasa’ya da yansıtacaklarını taahhüt etmişlerdi.

Ama anlaşmayı imzaladıktan sonra kötü hükümetin adamları sanki unutmuş gibi yaptılar. Yıllar geçti ve bu anlaşmanın maddelerine hala uyulmadı. Tam tersine, hükümet 22 Aralık 1997’de olduğu gibi, mücadeleden vaz geçirmek için yerlilerin üzerine saldırdı. O gün Zedillo Chiapas’ın ACTEAL mezrasında kadın erkek yaşlı çocuk demeden 45 kişiyi öldürttü. Böyle bir cinayet kolay kolay unutulmaz; ama aynı zamanda da kötü hükümetin adaletsizliğe isyan edenlere saldırıp katletmek için tereddüt etmediğinin de kanıtı olur. Bu arada zapatistler anlaşmaya uyulması için bütün yollardan ısrarlarını sürdürüp Meksika’nın güney doğusundaki dağlarda direnişlerini sürdürdüler. Ama bu arada biz Meksika’nın diğer yerli halkları ve onların örgütleriyle temasa geçip, aynı amaç doğrultusunda, yani yerlilerin kültürlerinin ve haklarının tanınması konusunda hep birlikte ortak bir mücadele yürütmek üzere bir anlaşmaya vardık. O zaman da bütün dünyadan pek çok kimse bizi destekledi; üstelik bunlar arasında çok saygı değer ve sözlerinin ağırlığı olan Meksika’nın ve dünyanın büyük aydınları, sanatçıları ve bilim adamları vardı. Bu arada uluslar arası görüşmeler de yaptık. Yani Amerika’dan, Asya’dan, Avrupa’dan, Afrika’dan ve Okyanusya’dan gelen kimselerle bir araya gelip tartıştık. Onların mücadelelerini ve yöntemlerini öğrenme fırsatı bulduk. Bu görüşmeleri «gezegenler arası görüşmeler» diye adlandırıyorduk; sadece biraz eğlenceli olsun diye değil gerçekten bütün gezegenlerden insanlara çağrı yapmıştık ama anlaşılan gelmediler ya da geldiler ama kendilerini belli etmediler.
Ne yaparsak yapalım kötü hükümetin yetkilileri bir türlü anlaşmalara uymuyorlardı. O zaman desteklerini temin etmek üzere daha fazla Meksikalı ile temasa geçmeye karar verdik. Böylece evvela 1997’de Mexico kentine «1111’lerin Yürüyüşü» diye adlandırdığımız bir yürüyüş gerçekleştirdik. Bu yürüyüşe her zapatist köyden bir kadın bir erkek yoldaş katılmıştı. Ama hükümet kıpırdamadı. Sonra 1999’da bütün ülke çapında bir sondaj yaptık ve çoğunluğun yerli halkların istekleri ile hem fikir olduğu ortaya çıktı; ama hükümet gene bir tepki göstermedi. Son olarak da 2001’de «Yerlilerin Haysiyetti için Yürüyüş» diye adlandırılan yürüyüşü örgütledik. Bu yürüyüş de hem Meksika’dan hem de dünyadan milyonlarca insanın desteğine mazhar olup bükün vekil ve senatörlerin bulunduğu Federal Meclise kadar ulaşarak Meksika’nın yerlilerinin taleplerinin tanınmasını bildirdi.
Ama ne yapılırsa yapılsın PRI, PAN ve PRD partilerinin siyaset adamları yerlilerin kültürünün ve haklarının tanınmaması konusunda kendi aralarında bir anlaşmaya vardılar. Bu 2001 Nisanında oldu. Bu vesileyle bu siyasetçilerin kötü yöneticiler olmanın yanı sıra dürüst olmayan yollardan servet yapmaktan başka bir şey düşünmeyen hayâsız ve alçak kimseler olduğu bir kez daha açıkça görüldü. Bunu unutmamak gerekir. Çünkü tekrar tekrar yerlilerin haklarını tanıyacaklarını söyleyebilirler; ama bu sadece oy almak için başvurdukları yalanlardan biri olacaktır. Bu konuda samimiyetlerini göstermek için bir şansları oldu ama sözlerinde durmadılar.
Böylece Meksika’nın kötü hükümeti ile diyalog ve müzakerenin bir işe yaramadığını görmüş olduk. Yani sözleri de yürekleri de doğru olmayan bu siyasetçilerle tartışmanın bir yararı olmadığı onların yamuk kimseler oldukları ve anlaşmalara uyacaklarını söylerken yalan söylediklerini görmüş olduk.
PRI, PAN ve PRD hiçbir işe yaramayacak olan bir yasayı onayladıkları zaman diyalog yolunu da kapamış oldular; onlarla anlaşma yapıp imzalamanın bir işe yaramayacağı çünkü sözlerinde durmadıkları açıkça görülmüş oldu. Böylece bir daha federal güçlerle temas kurmanın yolunu aramaktan vaz geçtik; çünkü diyalog ve müzakere yolunun bu siyasi partiler yüzünden kapalı olduğunu gördük. Anladık ki bunlar için kanın, ölümün, eziyetin, seferberliklerin, görüşmelerin, gayretlerin, ulusal veya uluslararası açıklamaların, görüşmelerin, anlaşmaların, imzaların ve taahhütlerin bir kıymeti yoktur.
O halde siyasetçiler sınıfı kapıyı bir kez daha yerli halkların yüzüne kapamış olmakla kalmadı; savaşa diyalog ve müzakereye dayalı barışçıl bir çözüm bulma arayışlarına da ölümcül bir darbe indirmiş oldular. Bunların başka kimselerle yapacakları anlaşmalara da saygı göstereceklerini beklememek lazım. Bu dersi çıkarmak için bizim yaşadıklarımıza bakmak yeter.
Bütün bunları olup bittikten sonra ne yapacağımızı düşünmek üzere yüreğimize kulak verdik. İlk fark ettiğimiz şey, yüreğimizin mücadeleye başladığımız zamanki ile aynı olmadığı oldu. Artık daha büyük bir yüreğimiz vardı, çünkü bu arada pek çok iyi insanın yüreğine girmiştik. Ama yüreğimizin aynı zamanda öncekine kıyasla daha örselenmiş ve aralanmış olduğunu da fark ettik. Bu kötü yönetimlerin aldatmacaları yüzünden değil. Başka insanların yüreklerine dokunurken aynı zamanda onların acılarına da dokunmuş olduk. Adeta kendimizi aynada görür gibi olduk.
II. ŞİMDİ NEREDE DURUYORUZ ?O halde biz zapatistler hükümetle diyalogu kesmekle yetinemeyeceğimize ve siyaset adamı denen bu beş para etmez aşağılık asalaklara rağmen mücadelemizi sürdürmemiz gerektiğine karar verdik. Bu durumda EZLN yerlilerin hakları ve kültürleri konusunda San Andre anlaşmasının gereklerinden kendi payına düşenlere tek başına uymaya (yani genellikle dendiği gibi «tek yanlı» olarak çünkü başka bir yan kalmamıştır) karar verdi. 2001 ortasından 2005 ortasına kadar buna ve ileride anlatacağımız başka işlere yoğunlaştık.
Peki o halde önce asi zapatist özerk bölgeler konusuna gelelim; bu bölgeler yerli topluluklarının daha güçlü olabilmek için yönetmek ve kendi kendilerini yönetmek üzere buldukları örgütlenme biçimini ifade ediyor. Bu özerk yönetim biçimi EZLN tarafından mucizevi bir biçimde icat edilmedi; yerlilerin yüzlerce yıllık direniş geleneğinden ve zapatistlerin deneyimlerinden çıkan ve biraz toplulukların öz-örgütlenmesini ifade eden bir biçimdir.
Bir başka deyişle bu dışarıdan gelen birinin yönetmesi gibi değildir. Köylüler kendi aralarında kimin yöneteceğini ve nasıl yöneteceğini belirlerler ve buna uymayanlar da dışlanır. Eğer yöneten kişi topluluğa itaat etmezse de o zaman lanetlenir ve yöneticilik yetkisi elinden alınarak yerine başkası getirilir.
Ama zamanla fark ettik ki bu özerk komünlerin hepsi aynı düzlemde değillerdi. Bazıları sivil toplumun da desteğini alarak daha ileri giderken bazıları kendi hallerine terk edilmişti. Demek ki daha fazla eşitlik sağlamak üzere örgütlenmek gerekiyordu. Öte yandan EZLN’nin de «sivil» denen demokratik otoritelerin kararlarına kendi askeri-siyasal yanıyla müdahale edebildiğini de gördük. Sorun şuradaydı ki EZLN’nin askeri-siyasal yapısı bir ordu söz konusu olduğu için demokratik değildi; ve biz askeri olanın yukarıda demokratik olanın aşağıda olmasının doğru bulmadık çünkü demokratik olanın askeri olarak belirlenmemesi tam tersinin olması gerekiyordu. Yani yukarıda kumanda eden siyasi-demokratik yapı olmalı ve askeri olan da buna tabi olmalıydı. Aslında en iyisi yukarıda hiçbir şey olmaması ve her şeyin dümdüz aynı düzlemde olmasıydı ve askerlerin olmamasıydı; zaten zapatistler askerliğin ortadan kalkması için asker olmuşlardı. Bu durumda bu sorunu çözebilmek için zapatist toplulukların demokratik ve özerk örgütlenme biçimleri içinde siyasi-askeri olan yanları ayıklamaya başladık. Böylece eskiden EZLN aldığı ve uyguladığı kararların belirlenmesi yavaş yavaş köylerde demokratik biçimde seçilen yetkililere geçmeye başladı. Böyle söylendiğinde basit gibi gelse de pratikte bu çok daha çetin bir işti. Çünkü biz yıllar boyunca savaşa hazırlanmıştık, sonra savaşın kendisi başlamıştı ve bu arada biz siyasi-askeri örgütlenmeye alışmıştık. Ama zor da olsa bunu aşmayı başardık, çünkü biz söylediğimizi yapmaya da alışkınız. Eğer yapılmayacak ise bir sözü söylemeye ne gerek olurdu?
Böylece 2003 ağustosunda iyi hükümet konseylerini yaratıp kendi çıraklık eğitimimizi bu sayede sürdürdük ve «boyun eğerek komuta etmeyi» öğrendik.
O günden beri ve 2005 ortasına kadar EZLN yönetimi sivillerin işlerine kendi emirleri ile müdahale etmedi. Toplulukların demokratik biçimde seçtiği yetkililere eşlik ve yardım etti. Bunu yaparken de aldığımız yardım ve destekler ve bunların ne işe yaradığı konusunda Meksika’nın ve uluslar arası sivil toplumun doğru ve gerektiği gibi bilgilendirilmesini gözetmeyi unutmadık.
Şimdi de herkesin bu işleri öğrenip yapabilmelerini sağlamak için geçici ve dönüşümlü vekaletlerle sağlanan zapatist destek üslerindeki iyi hükümeti denetim altında tutma çalışmalarına gelelim. Zira biz yöneticilerini denetlemeyen bir halkın onların kölesi haline gelmekten kurtulamayacağını düşünüyoruz ve biz altı yılda bir efendilerimizi değiştirmek için değil özgürleşmek için mücadele ediyoruz.
Bu son dört yıl boyunca EZLN savaş ve direniş yılları boyunca hem Meksika’da hem de dünya çapında elde ettiği destek ilişkilerinin bilgilerini de iyi hükümet Konseylerine ve özerk asi komünlerine aktardı. Bunun yanı sıra EZLN zapatist toplulukların özerklilerini sağlama yolunda daha rahat ilerleyebilmeleri ve yaşam koşullarını düzeltebilmeleri için, siyasal ve ekonomik bir destek ağı da oluşturdu. Bunlar henüz yeterli değildir ama ocak 1994’te ilk kez ayaklandığımız zamana göre çok fazladır.
Hükümetlerin yaptıkları araştırmalardan birine bakıldığında, görülecektir ki, yaşam koşullarını yani sağlık eğitim beslenme ve konut ihtiyaçlarını düzeltebilmiş olan yerli toplulukları yalnız bizim köylerimizin olduğu bölgeleri tarif ederken «zapatist alanlar» dediğimiz alanlardaki topluluklardır. Bütün bunlar zapatist topluluklar bünyesindeki ilerlemeyle ve dünyanın bizim «sivil toplumlar» dediğimiz iyi ve asil insanlarıyla onların örgütlerinin bize sağladıkları büyük destek sayesindedir. Bu sanki bu insanların «başka bir dünya mümkün» sözünü laftan çıkararak olgularla gerçek haline getirmesi gibidir.
Böylece topluluklar çok ilerlemiştir. Şimdi hükümet olmayı öğrenen pek çok kadın ve erkek yoldaşlarımız vardır. Yavaş yavaş da olsa, bu sorumlulukları üstlenen kadınların sayısı da artmaktadır. Ama hala bu kadın yoldaşlara hak ettikleri saygıyı gösterme konusunda eksiklikler vardır ve kendilerinin de mücadelenin sorumluluklarına daha fazla sarılmaları gerekmektedir. Sonra, iyi hükümet konseyi ile özerk komünler arasındaki koordinasyon da epeyi düzelmiş durumdadır. «Resmi» yetkililerle diğer örgütler arasındaki sorunların çözülmesi yolunda da mesafe kat edilmiştir.
Öte yandan, topluluklar bünyesindeki tasarımlar da iyileşmiştir; tüm dünyanın sivil toplumundan gelen yardımların ve tasarımların dağılımı da iyileşmektedir: asıl varılması gereken noktaya gelinceye kadar daha katedilecek çok mesafe olsa dahi sağlık ve eğitim de çok iyileşmiştir; aynı şey konut ve beslenme alanında da geçerlidir; bazı bölgelerde büyük toprak sahiplerinin el konulan arazileri dağıtıldığı için toprak sorunu da oldukça düzelmektedir; ama hala çok büyük bir ekilebilir alan sorunu olan bölgeler vardır. Sonra Meksika’nın ve uluslar arası sivil toplumun desteği de çok iyi gelişmektedir; zira önceleri insanlar daha ziyade kendilerinin en çok hoşuna giden yerlere yönelmekteyken şimdi iyi hükümetin önerileriyle bunlar en çok ihtiyaç olan alanlara yönlendirilmektedirler. Aynı nedenlerle Meksika’nın başka yerlerinden veya dünyanın çeşitli yerlerinden gelen kimselerle temasa geçmeyi öğrenen kadın ve erkek yoldaşların sayısı da her yerde artmaktadır. Bunlar saygı duymayı ve saygı görmeyi öğrenmektedirler; zira pek çok ayrı dünyaların olduğunu ve her birinin kendine göre bir zaman kullanma ve eyleme tarzı olduğunu, ve her birinin karşılıklı olarak birbirine saygı göstermesi gerektiğini öğrenmektedirler.
Böylece biz EZLN’nin zapatistleri bütün bu zamanımızı temel gücümüzü oluşturan şeye yani bizi destekleyen topluluklara hasrettik. Söylemek gerekir ki durum az çok iyileşmiştir; öyle ki zapatistlerin mücadelesi ve örgütlenmesinin bir işe yaramadığı söylenemez; tam tersine bir gün bizim işimizi bitirseler bile mücadelemiz şimdiden bir işe yaramış durumdadır.
Ama gelişen ve düzelen sadece toplulukların durumu değildir; EZLN de gelişmiştir. Bütün bu zaman boyunca olup bitenler sırasında yeni nesiller tüm örgütlenmemizin de gelişmesini sağlamıştır. Ona sanki yeni güçler aşılamıştırlar. 1994’te ilk ayaklanmamız sırasında zaten yetişkin olan kadın ve erkek komutanlar şimdi, 12 yıllık savaşın ve dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce kadın ve erkekle yürüttükleri diyalogun içinde edindikleri bir bilgeliğe sahiptirler. Zapatist siyasi-örgütsel yönetim organı olan CCRI üyeleri mücadelemize yeni katılan veya yönetim kademelerinde yer alacak olan kişileri önerileriyle yönlendirmektedirler. Çoktan beri, CCRI’deki bizlerin deyişiyle «komite»ler yepyeni bir kadın ve erkek kumandanlar kuşağını yönetim ve örgütlenme görevlerini öğrenmeleri ve belli bir eğitim devresinden sonra bu görevleri üstlenmeleri için yetiştirmektedirler. Böylece biz silaha sarıldığımız zaman birer çocuk olan bizim kadın ve erkek asilerimizle milislerimiz, yerel ve bölgesel sorumlularımız hem de destek üslerimizdekiler şimdi kendi birimlerinde ve toplulukları içinde kıdemli savaşçılar doğal önderler haline gelmiş olan yetişkin kadın ve erkekler olmuşlardır. Bu on iki yıllık savaş boyunca, şu meşhur 1 ocak 1994 günü sadece birer çocuk olanlar şimdi direniş içinde büyümüş ve büyüklerinin yürüttüğü onurlu bir savaş içinde yetişmiş gençlerdir. Bu gençler zapatist hareketi başlatanların sahip olmadıkları bir siyasal teknik ve kültürel eğitime sahiptirler. Bugün birliklerimizin ve örgütümüzün yönetim kademesindeki mevkilerin sayısı kadar bu gençlerin sayıları da artmaktadır. Sonra, nihayet, bu süre boyunca, ülkemizi tahripkar felaketlere maruz bırakan Meksika yönetici sınıfının kandırmacalarına hepimiz tanık olduk. Neoliberal küreselleşmenin bütün dünyada yarattığı büyük adaletsizlik ve katliamlara da tanık olduk. Ama bundan daha sonra söz edeceğiz.
Demek ki EZLN 12 yıl boyunca savaşa, askeri siyasi ideolojik ve ekonomik saldırılara, 12 yıllık kuşatma taciz ve baskılara maruz kaldı. Ve bizi alt edemediler; teslim olmadık, satılmadık ve ilerledik. Başka yerlerden yoldaşlar mücadelemize katıldı ve bunlar bunca yıl içinde bizi zayıflatmak ne kelime, bilakis gücümüze güç kattı. Elbette sadece siyasi-askeri yan ile sivil-demokratik yanı birbirinden ayırt etmekle çözülebilecek sorunlar vardır. Ama bizim uğruna mücadele ettiğimiz ve henüz tamamen tatminkar bir sonuca ulaşmadığımız ihtiyaçlar gibi daha önemli şeyler de vardır.
Bizim düşüncemize göre ve ta yüreğimizde hissettiğimize göre, eğer durduğumuz yerde durur ve daha ileri gidemez isek şu anda sahip olduklarımızı da yitireceğimiz bir dönüm noktasına varmış bulunmaktayız. O halde şimdi yeniden riske atılmanın ve tehlikeli ama buna değecek olan bir adım atmanın zamanı gelmiştir. Belki de bizimle aynı şeylere ihtiyaç duyan başka toplumsal kesimlerle buluşursak ihtiyaç duyduğumuz ve hak ettiğimiz şeyleri elde etmemiz mümkün olacaktır. Yerlilerin mücadelesinde ileri doğru yeni bir adım ancak işçilerle, köylülerle, öğrenciler, öğretmenler ve memurlarla yani kent ve kırların emekçileriyle buluştuğumuz takdirde mümkün olacaktır.
III.- DÜNYAYI NASIL GÖRDÜĞÜMÜZ HAKKINDAŞimdi biz zapatistlerin dünyada olan bitenleri nasıl gördüğümüze gelelim. Doğrusu şu anda asıl güçlü olanın kapitalizm olduğunu görüyoruz. Kapitalizm bir toplumsal sistemdir; yani eşyaların ve insanların, yani mülk sahipleri ile mülksüzlerin, yönetenlerle yönetilenlerin belli bir biçimde örgütlendirildiği bir biçimdir. Kapitalizm altında bazıları paraya, yani sermayeye fabrika ve ticarethanelerle tarlalara ve başka pek çok şeye sahiptir bazıları da çalışmak için gerekli bilgi ve güçten başka hiçbir şeye sahip değildir. Ve kapitalizm altında paraya ve diğer şeylere sahip olanlar yönetir ve çalışma yeteneğinden başka bir şeye sahip olmayanlar yönetilir.
Böylece kapitalizm altında bazıları ikramiye kazandıkları bir define buldukları veya mirasa kondukları için değil birçok insanın emeğini sömürdükleri için büyük servetlere sahip olan kimseler vardır. Bir başka deyişle kapitalizm emekçilerin sömürülmesine dayanır, yani insanların posasını çıkarıp onlardan alabileceği her şeyi alır. Bütün bunlar ancak adaletsizlikle olur zira kapitalizm ister kentlerde ister kırlarda olsun, emekçiye emeğinin karşılığını değil sadece ertesi gün yeniden çalışmaya ve sömürüye dönebilmesi için biraz yiyebileceği ve dinlenebileceği kadar bir ücret verir.
Kapitalizm çalıp çırparak yani soygunla zenginleşir. Zira arzu ettiklerini mesela toprağı ve doğal zenginlikleri başkalarından alır. Bir başka deyişle kapitalizm soyguncuların özgür olduğu gıpta edildiği ve örnek alındığı bir sistemdir.
Ayrıca kapitalizm sömürmek ve soymaktan başka bir de baskı sistemidir; zira adaletsizliğe başkaldıranları hapse tıkar ve öldürür.
Kapitalizmi asıl ilgilendiren metalardır zira bunlar alınıp satılır ve bu sayede zenginleşilir. Bunun için kapitalizm her şeyi, insanları, doğayı, kültürü, tarihi, bilinci meta haline getirir. Kapitalizme göre her şey alınıp satılabilmelidir. Ve kapitalizm sömürüyü görmemiz için her şeyi metaların ardına saklar. Metalar pazarda alınıp satılır. Pazar da alım satım yapılan yer olmasından başka emekçilerin sömürüldüğünün gizlendiği yerdir. Örneğin pazarda küçük bir kavanozda yahut hoş bir paket içinde ambalajlanmış kahveyi görürsünüz ama bu kahveyi toplamak için eziyet çeken köylüyü ve onun emeğinin karşılığını vermeyerek sömüren sömürücüyü ve durmaksızın kahveleri ambalajlayan büyük işletmelerdeki işçileri görmezsiniz. Orada herkesin zevkine göre cumbia, ranchera ve corridoların (Latin amerikanın geleneksel şarkı ve dansları) hoş müzik nağmelerini duyarsınız ama, müzik aletlerin tellerini takmak, çeşitli parçalarını üretmek için saatlerce kan ter içinde çalışan ve sadece bir sefalet ücretini aldıktan sonra büyük paralar vererek ta uzaklardaki evine dönmek zorunda olan üstelik evine dönerken Meksika’da Ciudad Juarez’de olduğu gibi kaçırılıp tecavüze uğramak öldürülmek riskiyle yüzyüze olan işçi kadını göremezsiniz.
Bir başka deyişle, pazarda sadece mallar görülür ama bu malların üretilmesi için yapılan sömürü görülmez. O halde kapitalizmin pek çok pazara, ya da çok büyük bir pazara yani dünya pazarına ihtiyacı vardır.
Böylece, sonuç olarak bugün kapitalizm önceki kapitalizm gibi zenginlerin sadece kendi ülkelerindeki işçileri sömürmekle yetindikleri bir kapitalizm değildir. Zira şimdi neoliberal küreselleşme denen bir aşamaya ulaşmıştır. Bu küreselleşme demektir ki, kapitalistler sadece bir ya da birkaç ülkedeki işçilere hükmetmekle yetinmeyip, tüm dünyaya hükmetmek istemektedirler. Dünyaya yeryüzü yahut «yer küresi» de denir onun için «küreselleşme»den yani tüm dünyadan söz edilmektedir.
Neoliberalizm ise kapitalizmin tüm dünyaya hükmetmesi fikrine dayanır; bu durumda, ne yapalım diye boyun eğip uyum sağlamaya çalışmak ve akıntıya karşı yüzmekten yani ayaklanmaktan vazgeçmek gerektiğini vaz etmektedir. Aslında neoliberalizm kapitalist küreselleşmenin teorisi ve planıdır. Neoliberalizmin de ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri planları vardır. Bütün bu planların özü ise dünyaya hükmetmektir; buna razı olmayanlar da asi fikirlerini başkalarına bulaştırmalarını önlemek üzere, bastırılmalı ve tecrit edilmelidir.
O halde neoliberal küreselleşmede ABD gibi güçlü ülkelerde yaşayan büyük kapitalistler dünyanın metaların üretildiği büyük bir işletmeye ve bir tür büyük pazara dönüşmesini arzı etmektedir. Her şeyin alınıp satıldığı ve tüm dünyadaki sömürüyü gizleyen bir dünya pazarına….Böylece küreselleşen kapitalistler her şeye karışırlar, yani büyük işlerini yürütmek için, yani büyük sömürülerini gerçekleştirmek için bütün ülkelere giderler. Hiçbir şeye saygı göstermezler ve istediklere yere istedikleri gibi yerleşirler. Aslında bir nevi diğer ülkeleri fethetmektedirler. Bunun için biz zapatistler neoliberal küreselleşmenin dünyayı fethetmek üzere yürütülen bir fetih savaşı, kapitalizmin dünya çapında egemen olmak için yürüttüğü bir dünya savaşı olduğunu söylüyoruz. Bu fetih bazen büyük kapitalistlerin bir ülkeyi ordularıyla işgal edip zor yoluyla onu fethetmesi biçiminde olur. Bazen da ekonomi yoluyla: Büyük kapitalistler başka ülkelere sözlerine itaat etmeleri karşılığında yatırım yapar yahut borç verirler. Fikirleri ile, yani meta kar ve pazar kültüründen başka bir şey olmayan kapitalist kültürleriyle geldikleri de olur.

Demek ki fetihçi olan kapitalizm bunu canı istediği gibi yapar: hoşuna gitmeyen şeyleri yıkıp değiştirir kendisini rahatsız eden şeyleri devre dışı bırakır. Örneğin bu modernitenin metalarını üretmeyenler, alıp satmayanlar, yahut bu düzene baş kaldıranlar onların hoşuna gitmez. Hiçbir işlerine yaramayan bu gibilerden nefret ederler. Yerliler de neoliberal küreselleşmeyi bu yüzden rahatsız etmektedir; bu yüzden hakir görülürler ve tasfiye edilmek istenmektedirler. Neoliberal kapitalizm sayısız sömürüsünü gerçekleştirip çok büyük karlar etmesine müsaade etmeyen yasaları da ortadan kaldırır. Örneğin her şeyin alınıp satılabilir olmasını dayatır ve kapitalizmin çok parası olduğu için her şeyi satın alır. Böylece kapitalizm neoliberal küreselleşme sayesinde fethettiği ülkeleri yıkmak istiyor gibi görünür; ama sanki her şeyi düzene sokmak istiyormuş gibi de görünür; tabii kendi meşrebine göre, yani rahatsız edilmeden bu işten en karlı çıkacak tarzda.
Yani neoliberal yahut kapitalist küreselleşme, bu ülkelerde ne varsa yok eder; kültürlerini, dillerini, ekonomik sistemlerini, politik sistemlerini ve hatta bu ülkelerde yaşayanların ilişki tarzlarını yok eder. Bir başka deyişle, bir ülkeyi ülke yapan ne varsa imha edilir.
O halde neoliberal küreselleşme dünyanın tüm uluslarını yok etmek ve geriye bir tek paranın sermayenin ulusu ve ülkesinin kalmasını sağlamak istemektedir. Kapitalizm her şeyin kendisinin istediği gibi ve kendisine göre olmasını ister; farklı olan ve hoşuna gitmeyenleri de takip eder saldırır yahut bir köşede tecrit halinde kalmasını sağlayarak sanki yokmuşlar gibi davranır.
Yani özetle neoliberal küreselleşmenin kapitalizmi hep dendiği gibi, sömürü ve yağmaya, baş eğmeyenlerin hakir görülmesine ve ezilmesine dayanır. Yani tıpkı önceden olduğu gibidir sadece bu kez küreselleşmiş dünya çapında olmuştur.
Ama işler neoliberal küreselleşme için o kadar da kolay değildir; zira her ülkenin ezilenleri boyun eğmemektedir sadece itiraz etmekle de kalmayıp isyan etmektedir; fazla görülen ve rahatsız edici bulunanlar da tasfiye edilmeye karşı direnmekte ve isyan etmektedirler. Bu nedenle tüm dünyada, sadece bir ülkede değil her yerde mülksüzleştirilenlerin boyun eğmemek için direndikleri ayaklandıkları görülmektedir; böylece eğer bir yanda neoliberal bir küreselleşme varsa diğer yanda da isyanın küreselleşmesi vardır.
Bu isyanın küreselleşmesinde yalnız kent ve kırların emekçileri değil, dünyanın her yerinde boyun eğmek istemedikleri için takip altına alınan ve aşağılanan gençler, kadınlar, yerliler, eşcinseller, lezbiyenler, transseksüeller, göçmenler ve pek çok başka gruptan insanlar da vardır. Ama kendilerini aşağılayanlara yeter diye bağırıncaya kadar ayaklanıncaya kadar onların varlıklarından haberdar olmayız. Onları ayaklandıkları zaman duyarız, görürüz, tanırız.
Böylece görüyoruz ki, bütün bu insan grupları neoliberalizme yani kapitalist küreselleşme planına karşı ve insanlık için mücadele etmektedirler.
Bütün bunları, savaşları ve sömürüleri ile insanlığı yok etmek isteyen neoliberallerin budalalığını gördükçe büyük bir ürküntüye kapılırız; ama direnişleri ve isyanları görünce, ki bizimki biraz küçük olsa da bunların arasındadır, mutluluk duyuyoruz. Dünyanın her yerinde bunların olduğunu görüyoruz ve kalplerimiz yalnız olmadığımıza tanık oluyor.
IV. ÜLKEMİZ MEKSİKA’YI NASIL GÖRDÜĞÜMÜZ HAKKINDAŞimdi de Meksika’mızda neler olup bittiğinden söz edeceğiz. Her şeyden önce ülkemizin neoliberalistler tarafından yönetildiğini görüyoruz. Yani izah ettiğimiz gibi bizi yönetenler ulusumuzu ve vatanımız Meksika’yı tahrip etmektedirler. Bu kötü yöneticilerin yaptıkları iş halkın iyiliği ile değil sadece kapitalistlerin çıkarlarıyla ilgilenmektir. Örneğin serbest mübadele anlaşması gibi yasalar çıkarırlar; bu yasa büyük tarım sanayi işletmesi tarafından «yutuldukları için» ister köylü ister küçük üretici olsun pek çok Meksikalının sefalete sürüklenmesine yol açmıştır; tıpkı kimsenin itiraz etmediği hatta müteşekkir olduğu büyük çok uluslu şirketlerin gelip düşük ücretlerini ve yüksek fiyatlarını dayatması yüzünden rekabet edemeyen işletmeler ve işçilere olduğu gibi. Doğrusu Meksika’mızın ekonomik temellerini oluşturduğu söylenen ulusal tarım sanayi ve ticaret yıkıma uğramıştır ve hala mevcut olan tek tük kalıntılar da zamanla hiç kuşkusuz satılacaklardır.
Bunlar ülkemiz için büyük felaketlerdir. Çünkü kırlarda artık gıda maddeleri üretilmemektedir; sadece büyük kapitalistlerin sundukları mevcuttur; verimli topraklar da siyasetçilerin desteği ile hile hurda yoluyla çalınmıştır. Demek ki kırlarda Porfirio Diaz zamanında olanlar tekrarlanmaktadır; tek farkla ki o zamanın «hacienda»larının (büyük tarım işletmeleri) yerinde şimdi kırsal alanı sefalet içinde tutan büyük yabancı şirketler vardır. Eski zamanın kredilerinin ve destekleme alımlarının yerine de şimdi sadaka dağıtılmaktadır; hatta bazen o bile yoktur.
Kentlerdeki işçiye gelince; fabrikalar kapanmakta ve işsizlikle yüz yüze kalmaktadır; yahut yabancıların sahip olduğu ve maquiladoras denen işlere mahkum olmaktadır ki bunlar sefalet ücreti karşılığında çok fazla çalışmayı dayatmaktadır. Halkın ihtiyaç duyduğu malların fiyatlarına gelince, onların pahalı ya da ucuz olmasının bir anlamı kalmamıştır; zira kimse zaten bunları satın alacak durumda değildir. Eskiden küçük ya da orta işletmelerde çalışanlara gelince; artık bu tür işletmeler yoktur ya kapanmış yahut büyük çokuluslu firmalar tarafından satın alınmıştırlar. Küçük ticarethanesi olanlar ise ya yok olmuştur, yahut kendilerini zalimce sömüren hatta çocukları bile çalıştıran büyük işletmeler için kaçak olarak çalışmak zorunda kalmıştırlar. Ya işçi haklarına yasal yollardan sahip çıkmak için bir sendikaya girmiş ise? Şimdi sendika bile düşük ücretlere ve fazla çalışmaya, sosyal yardımların kesilmesine razı olmak gerektiğini aksi takdirde işletmenin kapanıp başka ülkelere kaçacağını söylemektedir. Sonra bir de kentlerdeki bütün çalışanların boş zamanlarında köşe başlarında çiklet yahut telefoın kartı satmasını sağlayan hükümetin ekonomi programının «mikro-kredi» uygulamaları var. Bir başka deyişle kentlerde de yıkımdan başka bir şey yok.
Yani olup biten şudur ki, hem kentlerde hem de kırlarda halkın ekonomik durumu berbattır ve bu yüzden pek çok Meksikalı kadın ve erkek iş bulmak için vatanlarını Meksika toprağını terk edip başka bir ülkeye, Amerika’ya gitmektedir. Orada da durumları daha iyi değildir: kötü muamele görmekte, aşağılanmakta, sömürülmekte ve baskıya maruz kalmaktadırlar hatta bazen öldürülmektedirler.
Kötü hükümetlerin bize dayattığı neoliberalizm ekonomiyi düzeltmiş değildir; aksine kırlar muhtaç durumdadır ve kentlerde de işyoktur.
Meksika insanların doğduğu, bir zaman yabancıların özellikle zengin gringoların daha da zenginleşmesi için yaşayıp öldüğü bir yer haline gelmiştir. Bunun için Meksika’nın ABD’nin egemenliği altında olduğunu söylüyoruz.
İyi ama tüm olup bitenler bundan ibaret değil. Neoliberalizm Meksika’nın siyasetçi sınıfını siyasetçilerini de değiştirmiştir; hepsi her şeyi ucuza satmak için çalışan mağaza çalışanları haline gelmiştir. Nitekim belediye arazilerinin ve ejidales arazilerinin satılabilmesi için Anayasa’nın 27inci maddesini de değiştirmişlerdir. Salinas Gortari ve çetesi demişlerdi ki, bu değişiklik köylüler ve kırsal alan için iyi bir uygulama olacaktı ve onlara refah getirecek daha iyi yaşamalarını sağlayacaktı. Öyle mi oldu? Meksika her zamankinden daha kötü durumdadır ve köylüler de Porfirio Diaz zamanından bile daha sefil durumdadır. Onlar ayrıca özelleştirme yapacaklarını da söylemişlerdi; yani halkın iyiliği için devlet işletmelerini yabancılara satacaklarını ilan etmişlerdi. Çünkü bu işletmeler iyi işlememekteydi modernleştirilmeleri lazımdı ve bu nedenle satılmaları iyi olacaktı. Ama şimdi 1910 devriminde elde edilen sosyal kazanımlar gelişeceği yerde mumla aranacak durumdadır. Ayrıca Meksikalıların işletmelerinin rekabet sayesinde daha iyi çalışmasını sağlamak için sınırların yabancı yatırımcılara açılması gerektiğini de söylemişlerdi. Ama şimdi görüyoruz ki hiçbir ulusal işletme kalmamıştır; yabancılar hepsini yutmuştur ve yabancıların sattıkları mallar da eskiden Meksika’da üretilenlerden beterdir.
Şimdi de Meksikalı siyasetçiler Pemex’i yani Meksikalılara ait olan petrolü satmak istiyorlar. Bu konuda siyasetçiler arasındaki tek fark bazılarının tamamını diğerlerinin de bir kısmını satmak istemeleri. Ayrıca sosyal sigortaları, elektriği, suyu ormanları her şeyi özelleştirmek istiyorlar. Meksika’ya ait hiçbir şey kalmayıncaya ve ülkemiz dünyanın zenginleri için bir keyif yeri haline gelinceye kadar ve Meksika ve Meksikalılar başkalarına tamamen tabi hale gelinceye onlara nasıl hizmet edebileceğimizden başka bir şeyi düşünemez hale gelip, kötü yaşayan, köksüz kültürsüz ve vatansız kalıncaya kadar her şeyi satmak istiyorlar.
Bir başka deyişle neoliberalistler Meksika’yı vatanımızı öldürmek istiyorlar. Siyasi partiler ise bırakalım vatanı savunmayı, yabancılara özellikle de Amerikalılara hizmet için birbirleriyle yarışıyorlar. Bizi kandırma işini üstlenenler ve bir yandan da her şeyi satıp kendi çıkarlarını güdenler onlardır. Sadece bazı partiler değil seçimlere katılan partilerin hepsi böyledir. Bir düşünün iyi bir şey yapmışlar mıdır; görürsünüz ki soygun ve yolsuzluktan başka bir şey yapmamıştırlar. Bir de seçimlere katılan siyasetçilerin nasıl en güzel evlere ve arabalara sahip olduklarına bakın. Bir de hala kendilerine şükran duymamızı ve yeniden onlara oy vermemizi istiyorlar.
İşin doğrusu bazen kendilerinin de itiraf ettiği gibi utanmaları arlanmaları yoktur (anaları yoktur.- Meksika deyimi). Utanmaları yoktur çünkü vatanları yoktur sadece banka hesapları vardır.

Öte yandan bir de uyuşturucu ticaretinin ve suçların arttığını görüyoruz. Bazen suçluların corridoslarda (şarkılarda) ve filmlerde gösterildikleri gibi olduğunu sanırız. Belki de öyledirler; ama bunların gerçek şefler olmadıkları kesindir. Asıl şefler iyi giyimli eğitimlerini dış ülkelerde almış kibar kimseler arasındadır; onlar gizlenmezler iyi restoranlarda yemek yer gazetelere yansıyan eğlencelerinde çok güzel görünürler. Bunlar «iyi insanlar» denen kimselerdir; bazen hatta yöneticiler, milletvekilleri, senatörler, bakanlar büyük işadamları, polis şefleri generaller arasındadırlar.
Siyasetin bir işe yaramadığını mı söylemiş oluyoruz? Hayır BU siyaset tarzının bir işe benzemediğini söylüyoruz. Bu tarz bir işe yaramaz çünkü halkı hesaba katmaz ona kulak vermez onunla ilgilenmez ona sadece seçim zamanlarında yanaşır. Hatta artık oya bile ihtiyaçları kalmamıştır; çünkü şimdi seçimleri kimin kazandığı sondajlardan öğrenilmektedir. Sadece çok şeyler yapacaklarına dair vaatlerde bulunurlar ve sonra bir daha yüzlerini görmezsiniz. Ya da yüzlerini yalnız haberlerde çok para çaldıkları için görünürler ve kendi yaptıkları yasalar kendilerini koruduğu için başlarına bir şey gelmeyeceğini öğrenirsiniz.
Zaten sorun da buradadır. Anayasa tamamen çarpıtılmış ve değiştirilmiştir. Artık çalışan halkın hak öe özgürlüklerini belirten bir anayasa değildir; neoliberalistlerin daha büyük karlar elde etmeleri için onların hak ve özgürlüklerini kayda geçiren bir anayasa vardır. Hakimler de sadece bu neoliberalistlere yaranmak ve daima onları savunmak için vardır; zengin olmayanların payına düşen tek hak ise hapise girmek mezara girmekten ibarettir.
Ama ne olursa olsun bu neoliberalistlerin yaydıkları kafa karışıklıklarına rağmen örgütlenen mücadele eden ve direnen kadın ve erkek Meksikalılar da var.
Toprakları buradan uzaklarda Chiapas’ta olan yerlilerin var olduğunu, özerk olduklarını kültürlerine sahip çıktıklarını, topraklarına ormanlarına sularına sahip çıktıklarını da böyle öğrendik.
Kırlarda örgütlenen, gösteriler düzenleyen tarım için kredi ve destek elde etmek üzere seferber olan emekçiler, yani köylüler var.
Kentlerde haklarının ellerinden alınmasına izin vermeyen işyerlerinin özelleştirilmesine karşı çıkan, ellerindeki kırıntıların alınmasına ve ülkeye ait olan elektrik petrol sosyal haklar ve eğitim gibi şeylerin alınmasına karşı çıkan emekçiler de var.
Eğitimin özelleştirilmesine karşı çıkan, herkesin öğrenebilmesi için ve okullarda saçmalıkların anlatılmaması için parasız hakçı ve bilimsel eğitim isteyen öğrenciler var.
Kendilerine birer eşya gibi davranılmasına karşı çıkan sırf kadın oldukları için aşağılanmalarına karşı çıkıp örgütlenen ve kadın olarak hak ettikleri saygıyı elde etmek için mücadele eden kadınlar var.
Uyuşturucu ile sersemleştirilmeye tutum ve davranışları yüzünden hor görülmeye itiraz eden ve müzikleri ile ve kültürleriyle daha doğrusu isyanları ile bilinçlenen gençler var.
Kendileri ile alay edilmesini, hor görülmeyi ve itilip kakılmayı kabul etmeyen, farklı oldukları için anormal yahut suçlu muamelesi görmek hatta öldürülmek istemeyen ve bunun için farklı olma hakkını savunmak için örgütlenen eşcinseller, lezbiyenler ve transseksüeller var.
Zenginlerin hizmetinde ya da ibadetin tevekkülüne gömülü olmayan, dünyevi denen ve halkın mücadelesine katılmak için örgütlenen rahipler var.
Büyük grevlere ve işçi eylemlerine destek veren, , büyük yurttaş seferberliklerine büyük köylü hareketlerine katılan, sosyal savaşçılar diye adlandırılan ve hayatlarını sömürülen halk için mücadele etmekle geçirmiş büyük baskılara ve eziyetlere maruz kalmış ama ne olursa olsun bazıları yaşlanmış oldukları halde hala vaz geçmeyen, mücadele örgütlenme adalet için dört bir yanda koşuşturmaya devam eden, sol kadın ve erkekler var. Bunlar sol örgütler, sivil toplum örgütleri insan hakları örgütleri kurar, siyasi tutsaklarla dayanışma örgütleri kurar, kayıpları bulmak için örgütler kurarlar, sol yayınlar çıkarırlar öğrenci ve eğitimci örgütleri kurarlar, hatta bazen askeri-siyasi örgütler kurarlar, yani sosyal kavga örgütleri kurarlar; ve hiç durmazlar çok gördükleri duydukları ve yaşayıp mücadele ettikleri için çok şey bilirler.
Böylece görüyoruz ki Meksika denen ülkemizde, teslim olmayan kendini satmayan ve boyun eğmeyen insanlar var. Yani adına layık insanlar var. Ve bütün bunlar sayesinde neoliberalistlerin kolay kolay muzaffer olamayacaklarını ve belki de ülkemizi büyük soygunlardan ve yıkımlardan kurtarabileceğimizi görüp mutlu oluyoruz. Ve bizim «biz»imizin de bütün bu isyanlara karışacağını umuyoruz.
V. NE YAPMAK İSTİYORUZ?Pekiyi şimdi de size dünya ve Meksika için ne yapmak istediğimizi söyleyeceğiz; zira bu gezegende olup bitenlerin karşısında sanki bulunduğumuz noktada sadece biz varmışız gibi, sessiz kalamayız.
Dünya açısından, mücadele eden ve direnen sizlere zapatistler olarak sizi desteklediğimizi ve çok küçük de olsak bir yolunu bulup mücadelenize destek sunmak, sizinle konuşmak ve sizden öğrenmek istediğimizi söylemek isteriz. Zira öğrendiğimiz bir şey varsa o da öğrenmesini bilmektir.
Latin Amerika halklarına da küçük bir parçası da olsa onlardan biri olmaktan gurur duyduğumuzu söylemek isteriz. Bu kıtanın yıllar övnce Che Guevara adlı ve daha önce Bolivar diye anılan bir ışık sayesinde nasıl parıldadığını çok iyi hatırlıyoruz. Bu halklar bazen bir isme sahip çıkıp onu bir bayrak haline getirirler.
Çok zamandır kendi yolunda yürümekte direnen Küba halkına da yalnız olmadığını ve bizim kendilerine uygulanan ablukaya karşı olduğumuzu ve direnmelerine yardım etmek için sadece mısır bile olsa bir şeyler göndereceğimizi söylemek isteriz.
Kuzey Amerika halkına da bizim saf olmadığımızı bilmesini istediğimizi ve onların kötü hükümeti ile kendi ülkelerinde mücadele eden ve başka ülkelerdeki mücadelelerle dayanışma içinde olanları birbirlerinden ayırt etmeyi bildiğimizi söylemek isteriz.
Şili’deki Mapuche kardeşlerimize de mücadelelerini bildiğimizi ve kendilerinden öğrenmekte olduğumuzu söylemek isteriz. Venezüellalı kadın ve erkeklere egemenliklerini savunmak ve uluslarının kendi yolunu seçmesi için benimsedikleri tarzı iyi bulduğumuzu söylemek isteriz. Ekvador ve Bolivya’daki kadın ve erkek yerli kardeşlerimize de bize ve tüm Latin Amerika’ya iyi bir tarih dersi vermekte olduklarını çünkü ilk kez neoliberal küreselleşmeyi durdurmanın başarıldığını söylemek isteriz.
Arjantinli gençlere ve piqueteroslara sadece kendilerini sevdiğimizi söylemek isteriz. Daha iyi bir ülke isteyen Uruguaylılara da kendilerine hayran olduğumuzu, Brezilya’daki topraksızlara kendilerine saygı duyduğumuzu, Latin Amerika’nın tüm gençlerine çok iyi şeyler yapmakta olduklarını ve bize çok ümit verdiklerini söylemek isteriz.
Sosyal Avrupa’daki yani onurlu ve asi Avrupa’daki kardeşlerimize ve kızkardeşlerimize yalnız olmadıklarını ve neoliberal savaşlara karşı büyük eylemlerinden çok memnun olduğumuzu, onların örgütlenme ve mücadele biçimlerini bir şeyler öğrenebilmek üzere dikkatle gözlediğimizi söylemek isteriz. Bir yolunu bulup onları destekleyeceğiz; ama onlara AB’nin çökmesiyle devalüe olma riski taşıyan Euro göndermeyeceğiz. Belki satıp da mücadelelerine katkı sağlar diye el işi ürünler ve kahve gönderebiliriz. Hatta pozole de gönderebiliriz; iyidir direnmek için güç verir. Belki göndermesek daha iyi; zira bizim buralarda iyidir ve eksikliği hissedilmez; ama eksikliği hissedildiğinde karın ağrısı yapar ve o zaman neoliberallere karşı mücadelede yenik düştükleri hissine kapılabilirler.
Afrika, Asya ve Okyanusya’daki kardeşlerimize ve kızkardeşlerimize onların da mücadele ettiklerinden haberdar olduğumuzu ve görüş ve eylemleri hakkında daha çok bilgilenmek istediğimizi söylemek isteriz.
Dünya’ya da dünyayı büyütmek istediğimizi, direnen dünyaların hepsini içerecek kadar büyütmek istediğimizi neoliberaller kendisini yok etmek isterken boyun eğmeyip insanlık için mücadele etmesi gerektiğini söylemek isteriz.
Meksika’ya gelince soldaki kişi ve örgütler arasında bir anlaşmanın sağlanması için uğraşmaktayız. Çünkü neoliberal küreselleşmeye karşı direniş iradesinin yalnızca siyasal solun bağrından çıkabileceğini düşünüyoruz. Ve çünkü şimdi olduğu gibi adaletin yalnız zenginler için geçerli olduğu, özgürlüğün yalnız büyük tüccarlara nasip olduğu ve demokrasinin de sadece seçim propagandaları sırasında duvarların kaplanmasına yaradığı bir ülke değil, herkesin adalet demokrasi ve özgürlükten yararlanabileceği bir ülkenin ancak bu irade ile kurulabileceğini düşünüyoruz. Çünkü vatanımız Meksika’nın yok olmamasını sağlayacak bir planın sadece soldan çıkabileceğini düşünüyoruz.
Bunun için aklımıza gelen yol, soldaki bu kişi ve örgütlerle birlikte, bizim gibi sade ve mütevazi insanlarla temas etmek üzere Meksika’nın her yerine gidebilmek için bir plan oluşturmaktır. Onlara ulaştığımızda kendilerine ne yapmaları gerektiğini söyleyecek değiliz; yani onlara emir vermeyeceğiz. Onlara şu ya da bu adaya oy vermelerini de salık vermeyeceğiz çünkü adayların hepsinin neoliberalizmin taraftarı olduklarını biliyoruz.
Onlara bizim gibi yapıp silaha sarılmalarını da söylemeyeceğiz.
Hayır yapacağımız şey sadece nasıl yaşadıklarını nasıl mücadele ettiklerini, ülkemiz hakkında ne düşündüklerini sorup öğrenmek ve yenik düşmemek için birlikte neler yapabileceğimizi bulmaktır.
Yapacağımız şey bizim gibi sade ve mütevazı insanların düşüncelerini arayıp bulmaktır; belki bu arayış içinde bizim ülkemize karşı duyduğumuz sevginin aynısını da bulacağız.
Belki tüm ülke çapındaki sade ve mütevazı insanlar olarak bir anlaşmaya varırız ve birbirlerinden kopuk mücadelelerimizi birleştiren bir tür programa ulaşırız. «Mücadele için ulusal program» diye adlandırabileceğimiz bu programın hedeflerine vardırılması için bir plan da yapabiliriz.
Böylece dinleyeceğimiz kişilerin çoğunluğu ile uyum içinde herkes için hep birlikte bir mücadeleye girişebiliriz: herkes için, yerliler, işçiler köylüler, öğrenciler, öğretmenler, memurlar, kadınlar, çocuklarla ve Pasifik’ten Atlantik Okyanusu’na, Rio Bravo’dan Rio Suchiate’ye uzanan bu Meksika denen ülkemizin yıkılıp satılmasına engel olmayı arzu eden iyi yürekli bütün insanlarla….
VI. NASIL YAPACAĞIMIZ HAKKINDAİşte Meksika’nın ve dünyanın sade ve basit insanlarına hitap eden ve bu vesileyle Lacandone Ormanından Altıncı Deklarasyon diye adlandırdığımız sade sözlerimiz.
Size gelip söylediğimiz sade sözcükler şudur: EZLN saldırı eylemleri bakımından ilan ettiği ateşkese bağlılığını yinelemektedir ve hükümet kuvvetlerine yönelik hiçbir saldırıda bulunmayacaktır ve saldırı birlikleriyle herhangi bir harekata kalkışmayacaktır.
EZLN faaliyetlerini siyasal mücadelenin çerçevesi dahilinde ve şu andaki barışçıl inisiyatiflerine bağlı kalarak sürdürme konusundaki taahhütlerini yinelemektedir.
Dolayısıyla EZLN Meksika’daki yahut dünyanın başka ülkelerindeki askeri-siyasi örgütlerle hiçbir biçimde gizli ilişkilere girmeme konusundaki iradesine de bağlıdır.
EZLN kendisini oluşturan yerli topluluklarını ve onların yüksek komutanlığını savunma, destekleme ve onlara bağlı olma konundaki taahhütlerini yinelemektedir. Bunu yaparken onların demokratik iç yöntemlerine karışmamaya özen gösterip. imkanları ölçüsünde onların özerkliklerinin artması bir iyi yönetime kavuşmaları ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için gayret edeceğini yineler.
Bir başka deyişle, Meksika’da ve dünyada ne yapacaksak topluluklarımızı desteklemekten vaz geçmeksizin ve bunu ihmal etmeksizin, silahsız olarak, sivil ve barışçıl bir hareket çerçevesinde yapacağız.
Dolayısıyla…….
Dünyada……
1. Neoliberalizme karşı ve insanlık için direnen ve mücadele eden kişi ve örgütlerle karşılıklı destek ve saygı ilişkilerini arttıracağız.
2. Dünyanın her yerinde mücadele eden kardeşlerimize ve kızkardeşlerimize imkanlarımız ölçüsünde maddi yardım yiyecek ve el işi ürünler sağlayacağız.
Başlangıç olarak Realidad iyi hükümetinden «Chompiras» diye adlandırılan 8 ton kapasiteli kamyonu bize ödünç vermesini isteyeceğiz. Bu kamyonu mısırla ve eğer mümkün olursa her biri 200 litrelik iki bidon dolusu benzin yahut ihtiyaca göre mazotla doldurup, zapatistlerin kuzey Amerika’nın ablukasına direnen Küba halkına bir desteği olarak ulaştırılmak üzere, Mexico’daki Küba büyükelçiliğine göndereceğiz. Eğer bunu teslim etmek için daha emin bir yer varsa iyi olur; zira Mexico’ya kadar yol çok uzun ve bu yolda «Chompiras»ın ruhunu teslim etmesi ihtimal dışı değil. Her halükarda bu hasat zamanından önce olmayacak; çünkü şimdi hepsi henüz yeşildir ve şimdi gönderirsek sadece «elote=koçanı ile birlikte kızarmış mısır» halinde veya en iyi ihtimalle iyi durumda yerine ulaşması şüpheli olan «tamales» (Azteklerden beri pişirilen bir mısır yemeği) olarak gönderilebilir. Ve tabi bu bir de bize yönelik bir saldırı olmamasına bağlıdır. En iyisi tercihe göre ekim veya kasım ayında gönderilmesidir.
Öte yandan Avrupa’ya (ki belki de o zamana kadar AB olmaktan çıkmış olur) satılmak ve böylece direnişlerine katkı sunmak üzere işlemeli giysilerle dolu iyi bir kargo gönderebilmek için kadınların el işi kooperatifleriyle görüşeceğiz. Belki zapatist kooperatiflerin ürünü olan ekolojik kahve de gönderebiliriz. Satılmasalar bile, herhalükarda iyi bir kahve pişirilip etrafında neoliberalizme karşı mücadele hakkında sohbet edilebilir. Yahut soğuk olduğunda elde yıkamaya uygun dayanıklı ve üstelik solmayan işlemeli zapatist örtülere sarılınabilir.
Bolivya’daki ve Ekvador’deki kardeşlerimize ve kızkardeşlerimize genetik müdahalesiz mısır göndereceğiz. Yalnız bu küçük yardımın emin ellere ulaşması için nereye nasıl göndereceğimizi henüz bilemiyoruz.
3. Tüm dünyada mücadele eden kadın ve erkeklere diyoruz ki, sadece bir tane daha yapmış olmak için bile olsa, kıtalararası başka toplantılar da örgütlenmesi lazım. Önümüzdeki aralık yahut ocak ayları için belki bu düşünülebilir. Şimdiden bir tarih belirtmek istemiyoruz çünkü önce nerede nasıl ve kimlerle sorularını cevaplamak lazım. Ama bu tür toplantıların öyle kürsülü, birinin konuşup herkesin dinlediği türden toplantılara benzememesi lazım. Herkesin aynı düzlemde durduğu ve herkesin konuşabildiği formalitesiz toplantılar olması lazım. Tabii az çok bir düzenin de olması gerekiyor; zira aksi takdirde laf kalabalığı oluyor ve kimin ne dediği belli olmuyor. Biraz örgütlü olunursa o zaman herkes söz alabilir ve dinleyebilir, başka direnişçilerin sözlerini not alıp kendi ülkelerindeki kadın ve erkek yoldaşlarına aktarabilir. Bir de bunun büyük bir hapishanenin olduğu bir yerde yapılmasının iyi olacağını düşündük. Çünkü eğer baskı gelir ve bizi hapse atarlarsa hiç değilse tıkış tıkış yatmak zorunda kalmayalım. Eğer iyi örgütlenirsek neoliberalizme karşı ve insanlık için kıtalararası toplantımıza hapishanede de devam edebiliriz. Birazdan size anlaşmaya varma yöntemi konusunda anlaşmak için ne yapmak gerektiğini de anlatacağız. Nihayet her durumda dünya için ne yapmak gerektiği hakkındaki düşüncelerimiz bunlar. Ama önce….
Meksika’da1. Meksika’nın yerli halkları için mücadeleyi sürdüreceğiz. Ama artık yalnız onlar için ve sadece onlarla mücadele etmeyeceğiz; Meksika’nın bütün sömürülenleri ve mülksüzleri için hep birlikte ve ülkenin her yerinde mücadele edeceğiz. Meksika’nın tüm sömürülenleri dediğimizde yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak üzere ABD’ye gitmek zorunda kalan kardeşlerimizi ve kızkardeşlerimizi de kastediyoruz.
2. Meksika halkının bizim gibi basit ve sade olan insanlarını aracısız ve dolambaçsız olarak dinlemek ve onlarla konuşmaya gideceğiz. Konuştuklarımıza ve işittiklerimize bağlı olarak bizim gibi sade ve basit olan bu insanlarla birlikte ulusal bir mücadele planı hazırlayacağız. Ama bu program net bir biçimde sol bir program olacak yani antikapitalist ve neoliberalizm karşıtı olacak bir başka deyişle Meksika halkına adalet, demokrasi ve özgürlük isteyen bir program olacak.
3. Siyaset yapmanın yeni bir biçimini yaratmanın yahut yeniden inşa etmenin yolunu arayacağız. Hiçbir maddi çıkar gözetmeden ve fedakarlıkla zamanını feda ederek ve dürüstçe sözünde durarak ve sadece ödevini yerine getirmenin mutluluğu karşılığında başkalarına hizmet etme anlayışıyla yapılacak bir siyaset. Bir başka deyişle, eskiden beri sol militanların yaptığı gibi ve dolarlar bir yana, darbelerin, zindanların ve ölümün bile durduramayacağı bir siyaset tarzı.
4.Yeni bir Anayasa’nın hazırlanması için bir mücadeleyi de başlatmayı deneyeceğiz. Bir başka deyişle, Meksika halkının ihtiyaçlarını, yani, konut, toprak, iş, beslenme, eğitim, bilgi alma, kültür, bağımsızlık, demokrasi, adalet, özgürlük ve barışı dikkate alan yeni yasalar hazırlanması için gayret edeceğiz. Halkın hak ve özgürlüklerini tanıyan ve zayıfı güçlüye karşı koruyan bir Anayasa.
BU AMAÇLA……EZLN Meksika’nın her yerine bu görevi yerine getirebilmek üzere belirsiz bir süre için kendi yönetiminden bir delegasyon gönderecektir. Bu zapatist delegasyon Lacandone Ormanından Altıncı Deklarasyona imza atan sol kişi ve örgütlerin temsilcileriyle birlikte açıkça davet edildiği yerlere gidecektir.
Peşinen bildirelim ki EZLN teoride ve pratikte kendilerini sol örgüt ve hareketler olarak tanımlayan ve seçimlere bağlı olmayan hareketlerle bir ittifak politikasını şu şartlara bağlı olarak yürütecektir:
Aşağıya dayatılmak üzere zirvede belirlenen anlaşmalara hayır; ama hoşnutsuzlukları dinlemek ve örgütlendirmek üzere birlikte gitmek üzere yapılacak anlaşmalara evet. Bu işe katılanlardan gizli pazarlıklarla oluşan hareketlere hayır; ama katılımcıların görüşlerinin daima dikkate alınmasına evet. Mükafat, teşvik, avantaj, makam, iktidar arayışlarına ve iktidar özlemi olanlara hayır; ama seçim takvimlerinin ötesine geçmeye evet. Ülkemizin sorunlarını tepeden çözme gayretlerine hayır; ama neoliberal yıkıma karşı bir alternatifin, Meksika için bir sol alternatifin AŞAĞIDAN VE AŞAĞISI İÇİN inşa edilmesine evet.
Örgütlerin özerkliğine ve bağımsızlığına, onların mücadele ve örgütlenme biçimlerine, kendi bünyelerinde karar alma yöntemlerine, meşru temsilcilerine, özlem ve isteklerine karşılıklı saygı göstermeye evet. Ulusal egemenliğimize berrak ve net biçimde birlikte ve koordinasyon halinde sahip çıkmaya evet. Elektrik enerjisinin, petrolün suyun ve doğal kaynakların özelleştirilmesine uzlaşmaz biçimde muhalefet etmeye evet.
Bir başka deyişle, resmi olarak ilan edilmemiş olan sol siyasal ve sosyal örgütlerle resmi siyasal partilere bağlı olmaksızın solda olduklarını ilan eden kişileri zamanı geldiğinde yerini ve vaktini bildireceğimiz biçimde ve ulusal çapta bir kampanyayı örgütlemek üzere, ülkemizin en geri olanları da dahil olmak üzere her bölgesini kat ederek halkımızın sözünü dinleyip örgütlendirmek için bize katılmaya davet ediyoruz. Elbette bu bir kampanya gibidir, ama bambaşka bir kampanyadır çünkü seçim kampanyası değildir.
Kardeşler Bacılar,İşte sözümüz; diyoruz ki:Dünyada neoliberalizme karşı ve insanlık için mücadele ve direnişlerle eskiden olduğundan çok daha fazla yakınlaşacağız.
Ve azıcık da olsa bu mücadeleleri destekleyeceğiz.
Deneyimleri, tarihleri, görüş ve hayalleri karşılıklı bir saygı anlayışı içinde paylaşacağız.
Meksika’da, neoliberal savaşın yarattığı yıkıntıların ortasında, filizlenen direnişler ve siperler arasında ülkenin her yerini karış karış gezeceğiz.
Bu toprakları ve gökyüzünü en az bizim kadar seven insanları arayıp bulacağız.
Bir kartalın ilk kez bir yılanı yutmak için bir kaktüs üzerine konduğu günden beri varolan bu ulusun ölmemesi için kim bilir belki de son umudu yaratmak üzere mücadele etmek ve örgütlenmek isteyen insanları Realidad’dan Tijuana’ya varıncaya kadar arayacağız.
Yerlileri, işçileri, köylüleri, öğretmenleri, öğrencileri, ev kadınlarını, coloniaslarda yaşayanları, küçük mülk sahiplerini, küçük esnafı, küçük işletme sahiplerini, emeklileri, özürlüleri, rahip ve rahibeleri, araştırmacıları, sanatçıları, aydınları, gençleri, kadınları, yaşlıları, eşcinselleri, lezbiyenleri ve çocukları, genç kızları ve delikanlıları, ister tek tek ister topluca ve dolaysız bir biçimde yeni bir siyaset tarzını yaratmak, ulusal çapta sol bir mücadele programını ortaya koymak, ve yeni bir Anayasayı hazırlamak için mücadele etmeye çağırıyoruz.
İşte ne yapacağımıza ve nasıl yapacağımıza dair sözümüz budur. Eğer sizi ilgilendiriyorsa ilginize amadedir.
Yüreklerinde iyi bir düşünce olan ve bizim verdiğimiz bu sözle hemfikir olan kadınlara ve erkeklere korkmamalarını öğütlemek istiyoruz. Eğer korkuyorlarsa, kendilerine hakim olup ortaya attığımız bu fikirle hemfikir olduklarını açıkça duyurmalarını öğütlüyoruz. Böylece mücadeledeki bu yeni adımın nerede nasıl ve ne zaman atılacağını nihayet ve açık seçik görebileceğiz.
Bir yandan düşünmeye devam ederken, biliniz ki, 2005 yılının bu altıncı ayında biz, yani erkekler, kadınlar, çocuklar ve zapatist ulusal kurtuluş ordusunun eskileri Lacandone Ormanından Altıncı Deklarasyona imzamızı attık; imza atamayanlarımız parmak bastılar. Gerçi insanlık için ve neoliberalizme karşı isyanın yaşandığı bu topraklarda bir başka deyişle zapatist göklerin altında zapatist toprakların üzerinde verilen eğitimler sayesinde artık okuma yazma bilmeyen pek az insan kalmış bulunmaktadır.
İşte tüm dünyada adaletsizliğe karşı isyan eden ve direnen asil yürekli basit ve sade insanlara hitap eden yalın sözlerimiz bunlardır.
DEMOKRASİ !
ÖZGÜRLÜK !
ADALET !Güney Meksika’nın Dağlarından 2005 yılının haziran ayı denen altıncı ayında
Gizli Devrimci Yerli Komitesi
Zapatist Ulusal Kurtuluş Ordusu Genel Komutanlığı / Meksika