Makale

Boğazı Kesilerek Öldürülen Profösörün Kızıl Doktor Karl Marks’la Ne İlişkisi Vardı?

1.
10 Şubat 1873 tarihli Londra gazeteleri, British Museum’da bulunan ve yaşlı bir edebiyat profösörüne ait olan cesetle ilgili haberlerle doluydu. Ceset Londra Bilimler Akedemisi’nin saygın üyesi Edward S. Maitland’a aitti. Profosör Maitland 12.YY İngilizcesi üzerinde çalışıyordu ve müze kütüphanesinin müdavimlerinden, bilime adanmış mütevazı bir yaşamla tanınan ve dolayısıyla böyle hunharca -boğazı ağıdan yukarıya doğru , çenesine kadar yarılmıştı- öldürülmesi kesinlikle öngörülemeyecek bir adamdı:

I.
Tren, kızıl renkli kayalar arasındaki geçitten zangır zangır titreyerek geçip, simetrik çizgilerle uzanan, bitmez tükenmez petrol kuyuları arasına girmişti. Hava nemli bir hâl almış, denizden gelen esinti artık hissedilmez olmuştu. Boğucu bir duman bulutu, vagonun küçük penceresinden içeri doluverdi. Demiryolu boyunca uzanan dar yolda, yaralı askerlerle yüklü kağnılar görülüyordu. Yolun öbür yanındaki boş tarlalarda elektrikli vantilatörlerin çalıştığı ofisler, kırmızı tuğladan yapılmış barakalar, tozlu çınar ağaçlarıyla gül fidanları arasındaki teraslarında beyaz iskemlelerle küçük

Boris Khadov, 1880 Mayıs’ında Karensk’de burjuva bir ailenin en küçük çocuğu olarak doğdu. Anne tarafından ünlü besteci Mihail Glinka’nın yeğeniydi. Boris, Rus müziğinin kurucusu olarak kabul edilen dayısının izinden gitti. İlk eserlerini 10 yaşından itibaren vermeye başlamış, Avrupa’nın değişik başkentlerinde ‘Rus Mozart’ı’ nitelemesiyle başarılı konserler vermişti. Çar II. Nikola’nın huzurunda kendi bestesi Rusya İçin K. V. 10-15 Keman-Piyano Sonatı’nı seslendirmesinin ardından, Çar’ın takdiriyle, eğitimini derinleştirmesi için Paris’e gönderildi.

İşte bizim gibi basit ve mütevazı aynı zamanda da bizim gibi isyankar ve dürüst insanların yüreğine değmesini istediğimiz sade sözlerimiz. İşte bugüne kadar katettiğimiz yolu ve şimdi nerede olduğumuzu anlatan; dünyayı ve ülkemizi nasıl gördüğümüzü anlatan sözlerimiz. Meksika denen koca alanda ve dünya denen daha büyük alanda ne yapmak istediğimizi ve nasıl yapmak istediğimizi anlatarak başkalarını da bizimle birlikte yol yürümeye çağırdığımız sözlerimiz. İşte Meksika’da ve Dünyada ne istediğimizi bütün dürüst ve asil yüreklere bildirmek isteyen sade sözlerimiz.

"Paris Komünü ve Devlet Düşüncesi" (17) Bakunin'in "Kamçılı Germen İmparatorluğu ve Toplumsal Devrim" adlı önemli çalışmasının ikinci bölümüne giriş yazısıdır. 1871 Paris Komünü, sosyalist hareketin tarihinde bir dönüm noktası, sosyalist teoriye hak ettiği değeri kazandıran canlı bir örnek ve çarpıcılığı hala da tartışılmakta olan son derece de heyecan verici bir olaydır. "Fransa'da İç Savaş"da Karl Marx, "Devlet ve Devrim"de V. İ. Lenin, Paris Komünü'nü bir proletarya devrimi olarak selamlamışlardır. Ancak, Marksistler ve Blankistler, Paris Komünü'nden teorilerinin doğruluğunu kanıtlayan bir örnek olarak bahsederlerken, anarşistler Komün'ün, otoriter sosyalizmin iflasını ilan ettiğini ve kendi anarşist yaklaşımlarının geçerliliğini kanıtladığını savunmuşlardır. Bu konuyla ilgili olarak James Gaillaume şöyle bir gözlemde bulunur:

Hanımın Çiftliği son dönemin popüler TV dizilerinden biri, Orhan Kemal'in aynı adlı romanından uyarlanmış bir yapım.

Bugün (12.02.2010) aile bireylerimin takip ediyor olmalarından sebep bir mecburiyetle izlediğim bölümde ilgimi cezbeden bir sahne vardı, replikleri oldukça ilginç bir sahne.

Bunu aktarmadan önce trajikomik bir anekdotun üzerinde durmakta fayda var gibi; Bir kadın küçük kız çocuğuyla birlikte şehrin işlek caddelerinden birinde gezerken kız önünden geçtikleri kitapçıda gördüğü bir kitabı işaret ederek annesine döner ve şöyle der: "Anne bak Aşk-ı Memnu'nun kitabı da çıkmış".

Halit Ziya Uşaklıgil, ki kendisi takdir ettiğim bir yazar olmasa bile bu diyalogla birlikte sızlayan kemiklere sahip olmuş olmalı diye düşünmedim diyemem.

"Bu adam federal hükümeti* federal hukuku, FBl'ı ve koca bir adalet sistemini hiçe sayarak kaos yaratıyor. " Federal savcı Donald Heller, Unaboınber zanlısı Theodore Kaczynski'nin da­vasıyla ilgili tavnnı böyle açıklıyordu. Uzun za­mandır beklenen Theodore Kaczynski davası ni­hayet geçtiğimiz Kasım ayında görülmeye baş­landı. Unaboınber olayı 18 yıl boyunca ABD'yi nasıl sarstıysa, Theodore Kaczynski davası da bir o kadar yankı yarattı. Geçtiğimiz haftalara kadar ABD'nin gündeminden düşmeyen Theodore Ka­czynski davasının ayrıntılarına geçmeden ön­ce, Theodore Kaczynski'nin yakalanma öyküsüne ve yakalandığı tarihten

Her şeyden önce işbirliği ve dayanışmanın uygulanması olan örgütlenme, sosyal yaşamın doğal ve zorunlu bir şartıdır; ortak bir amaç için çalışan gruplar üzerinde olduğu kadar genel olarak insan toplumu üzerinde de belirli bir etki ve güce sahip olan kaçınılmaz bir gerçektir. İnsan, kendini toplumdan tecrit ederek yaşamak isteyemeyeceği, istese de yaşayamayacağı için, -aslında insan, toplum dışında ve arkadaşlarıyla işbirliği yapmaksızın kişiliğini geliştiremez, fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını gideremez- kendisiyle aynı zihniyete ve ortak çıkarlara sahip olanlarla özgür birliktelikler vurmasını olanaklı kılacak sosyal bilince veya araçlara sahip olmayanların, genellikle kendi kişisel çıkarları için başkalarının emeğini sömürme amacıyla bir sınıfın ya da egemen bir grubun kurduğu örgütlenmelere tabi olmaları kaçınılmazdır. Kitlelerin küçük bir ayrıcalıklı grup tarafından asırlar boyu baskı altında tutulması, çoğu emekçinin üretmek için, eğlenmek için ve baskı altında tutarak sömürmek isteyenlere karşı savunma ihtiyacı için örgütlenememesinin sonucudur. Anarşizm, bu durumu düzeltmek için mevcuttur...

 

Bir dizi petrol finansmanlı sosyal program yoluyla Venezuella'nın fakir çoğunluğunun yaşamlarını iyileştirmeye çabalayan ‘Bolivarcı Devrim’ olduğu iddiası geniş oranda totaliter bir diktatörlüğe hızlı bir kayış için popülist bir örtü olarak tarif edilmektedir. Medyada Doğruluk gibi ironik bir isme sahip olan medya gibi sağcı beyin takımları ve yerel medya çıktıları tarafından yayılan Miami'deki Kübalı mülteci topluluğundan çıkan propaganda Chavez'i Küba Başbakanı Fidel Castro'ya karşı homoseksüel arzular beslemekle suçlamış ve hatta Venezüella hükümetinin El Kaide unsurlarına maddi destek sağladığı iddialarını doğrulamıştır. Bu dezenformasyonun ağır bastığı temeller üzerinde, bir çok ilerici Chavez'in politikalarının “düşmana yardım etmeye,” ya da daha kötüsü “CIA için çalışmaya” hizmet ettiği gibi mantıklı eleştirileri bertaraf etmek için gerici bir tutum geliştirmiştir.

Chavez'in politikalarının etkilerinin Venezüellalıların büyük bir çoğunluğunun takdirini toplandığı konusunda herhangi bir şüphe yokken –anketlerde El Presidente'nin karşı konulamaz ve sürekli başarısı da kanıtlandığı gibi– şu da doğrudur ki, sosyal adaletin faziletlerini kucaklamasıyla ve kendisini anti-emperyalist retoriğin altına gizlemesiyle, Chavez dünya çapında barış aktivistlerinden, sosyal demokratlardan ve kafe devrimcilerinden kayıtsız şartsız destek kazanmıştır.

Bu yazı, meşhur Amerikalı  dilbilimci ve politik aktivist Noam Chomsky’nin, Venezuela’daki Hugo Chavez yönetimine yönelik aldığı  tavrı eleştirmektedir. İlk olarak Venezuelalı anarşist bir gazete olan El Libertario’da yayımlanmıştır.

Çoğumuzun düşündüğünün aksine, peri masallarına inanmak ve ne denli akıl almaz ve gülünç olursa olsun bir kurguyu körü körüne kabul etmek, aptallara ve cahillere münhasır değildir. Ünlü yazar Noam Chomsky’nin kanıtladığı üzere akıllı ve kültürlü entelektüeller de tamamen dogmatik, hatalı ve otoriter politik eylemliliklere inanabilir ve bunları benimseyebilirler. Bunun doğru olduğuna inanır ya da en azından inanırmış gibi davranırlar.

Çağdaş anlamıyla 19. yüzyılın ortalarında şekillenen anarşizmin, Türkiye’nin resmi sınırları içinde ilk filizlenişi, 1980′lerin başlarına, Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül darbesi sonrasına rastlar. Ancak bu “gecikme”, bu topraklarda anarşizmin önemli tarihsel köklere sahip olmadığını göstermez. Anadolu toprağı, çok sayıda heretik tarikata; sığınağını kısmen mistisizmde bulan, sultanlara ve egemenlere karşı örtülü ya da açık direnişlere; zorla yerleştirmeye direnen Türkmen ayaklanmalarına; yakın tarihe kadar uzanan, yerel cemaatlerin, merkezi otoriteye karşı başkaldırı ve isyanlarına; derebeylerin ve jandarmanın zulmüne kafa tutan eşkiya geleneğine; batıni-alevi kültürüne; ulus-devletin ulusal baskısına karşı çeşitli direnişlere vb. beşiklik etmiştir. Öte yandan, Anadolu insanının, Batı’nın Hegelci “akılcı”lığının kalıplarına bir türlü sığmayan, ele avuca gelmez bir “irrasyonalizm”e sahip olması, modernizasyonun sistematik yapısı içine girmede her aşamada zorluklar çıkaran merkez-kaç karakteri de, çağdaş anarşizmin değil ama, anarşizan yönsemelerin varlığını her zaman koruduğunu düşünmemize olanak sağlar.