Cuma, 06 Ağustos 2010 18:22
aforum tarafından yazıldı.

"kaç-yakalan, askeri cezaevi, sonrasında kışlaya götürülmem, silah almamakta direnmem, askeri emirlere uymamam, sonucunda tekrardan firar etmem şeklinde devam etti. 7 yıl önce, savaş karşıtları internet sitesi ile tanışıncaya dek sürdü bu döngü.... “Vay be” dedim, “yıllardır meğer ben vicdani retçiymişim.” Adını, neyini bilmeden mücadelesini verdiğim davanın adını öğrenmiştim"
Dün(5 Ağustos) Nüfus Müdürlüğüne gidip, nufus kağıdı çıkartmak üzere başvuruda bulunan İnan Suver, verdiği adres bilgilerinden dolayı polis tarafından evinden alınıp karakola götürüldü.
Bugün sabah Bakırköy Adliyesi'ne getirildi ve biraz önce tutuklanarak Kasımpaşa Askeri Cezaevi'ne götürüldü. İnan Suver, askeri cezaevlerinde gördüğü işkencelerden dolayı yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bir süre önce TİHV'den tıbbi destek almaya başlamıştı.
İnan'la '15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü' öncesinde yapılmış bir röportajı sizlere tekrar sunuyoruz...
''ilk ay kendimi nasıl öldürebilirim diye düşündüm''-İ.SuverVicdani ret hakkımı kullanıyorum -İ. Suver"15 Mayıs Dünya Vicdani Ret Günü" etkinlikleri kapsamında Van’da bir basın açıklaması yapmayı planlayan vicdani retçi İnan Suver, kendisini, “Vicdani redden bihaber bir retçi” olarak nitelendirdi.
Bitlis, 12 Mayıs (AKnews) – Vicdani reddin adını dahi bilmeden gereklerini yerine getiren, askere gitmeyi reddettikten 7 yıl sonra vicdani ret hakkının varlığından haberdar olan Suver, 1997- 2000 yılları arasında PKK sempatizanı olduğunu, bir kaç defa gerillaya katılmak istediyse de katılamadığını söyledi.
Kürt halkının onurlu bir barışa uzanması için yapması gerekenin, bir bütün olarak askerliğe karşı çıkmasında saklı olduğunu savunan İnan Suver, AKnews’in "vicdani retçilik" ve bunun Kürtler boyutu hakkındaki sorularını yanıtladı.
Nasıl vicdani retçi olduğunuzu anlatır mısınız?
1997- 2000 yılları arasında PKK sempatizanıydım. Bir kaç defa gerillaya katılmak istedim ise de katılamadım. Neden katılamadığım konusunda çok düşünüyor bir türlü cevap bulamıyordum. Bir kere fazla duyarlı bir yapım vardı. Hastanelerde, kaza veya hastalıktan çocuklarını kaybeden anaları, ya da babasını küçük yaşta kaybedip yetim büyümüşleri izler, dinler, takip eder acılarını hissetmeye çalışırdım. Ya da Türkçe konuşamayan birinin kendini anlatmak istemesindeki zorluğu, tüm bu sorunlar acılara karsı daha yapıcı çözüm olmak gerektiğini düşünüyordum.
Her ne olursa olsun, her kim olursa olsun kimsenin anasını ağlatamıyordum, ağlatamazdım. Ağlayacaksa benim anam ağlasın diyemesem de. Sempati duyduğum tarafın silahını alamamışken bu şaşkınlık döneminde askerliğe alındım. Çevremin, “yap gel bitir hayata atıl; inancın içinde saklı kalsın” sözlerine, baskılarına rağmen yapamadım olmadı. Bu durum; kaç-yakalan, askeri cezaevi, sonrasında kışlaya götürülmem, silah almamakta direnmem, askeri emirlere uymamam, sonucunda tekrardan firar etmem şeklinde devam etti. 7 yıl önce, savaş karşıtları internet sitesi ile tanışıncaya dek sürdü bu döngü.
Vicdani ret, anti militarizm, savaş karşıtı çalışmaları gibi çalışmaların ve buna duyarlı bir kesimin var olduğunu bildiğim o günkü mutluluğumu anlatamam. “Vay be” dedim, “yıllardır meğer ben vicdani retçiymişim.” Adını, neyini bilmeden mücadelesini verdiğim davanın adını öğrenmiştim. Her insanın gönlünde bir kahramanı vardır dersek benim de kahramanım, vicdani ret davasının en fazla çabasını vermiş olan Oğuz Sönmezdir. Ne mutlu ki bana; 7 yılın her kış aylarında alındığım askerlikte bir kez bile elime silah almadım. Ne mutlu ki bana ömrüm boyunca tek bir kez bilen elime silah almamışım. Bu bana bir nevi ibadet benzerinde huzur mutluluk veriyor.
Türkiye’de vicdani retçilik anarşist ve sosyalist gençlik kesimlerince sıklıkla dillendirilen bir konu. Son zamanlarda dindar ve İslami hassasiyeti bulunan gençlerin de vicdani retlerini açıkladıklarını görüyoruz. 30 yıldır yoğunluklu bir savaşın içinde olan Kürt halkının vicdani redde bakışı nasıl?Basit bir matematik yaptığımda Türk Ordusu’nun yarısına yakınını Kürtler'in oluşturduğunu görüyorum. Maalesef savaşın tarafı olan Kürtler, bir oğlunu dağa, gerillaya gönderirken; diğerini askere göndermiştir. Kürtler bölgede savaş için savaşçı olarak kullanılmıştır. Bu çok acı bir durumdur. Ölen de, öldürülen de Kürtler. Bu durumda Kürt anaları, her iki ihtimalde de ağlıyor. Yani, Kürtler'in anasını hep ağlatıyorlar. Savaş dahi olsa bu kadar alçakça, adice olmamalı. İstatistiklere bakalım kaç albay, binbaşı, yüzbaşı, kaç general öldürülmüştür bu savaşta? Ölenlerin tamamına yakını erlerden oluşuyor. Buna neden dur denemedi? Kimlerin işine gelmedi? Neden böyle bir çalışma yapılmadı? İnsanlar,”Savaşın tarafı olmak istemiyorum, kendi kardeşime, kendi halkıma karsı savaşmak istemediğim gibi sana karşı da savaşmayacağım” diyebilmeliydi. Kürt gençleri bu konuda bilgilendirilmedi, önleri açılmadı.
Kendi vicdanlarında kendilerini sorgulayan gençler ise yıllarca yersiz, yurtsuz asker kaçağı adı ile kaçmış, korku ile sivil ölümü yaşamıştır. Bocalama içinde çıkış bulmaya çalışmıştır. 7-8 yıl askerlik cenderesinde defalarca firar eden, askerlik yapmamak için her yolu araştıran ben bile vicdani ret kavramını ancak 8 yıl sonra tesadüfen duyuyor, öğreniyorum. Burada çok eksik kalınmış. Öyle sanıyorum ki 400 bin asker kaçağının yarısından fazlası vicdani ret diye bir şeyin adını dahi duymamıştır.
Asker kaçağı olmak mı, vicdani retçi olmak mı?Asker kaçağı olmak gerçekten çok zor bir durumdur. Bir kere toplumun gözünde hoş görülmüyor. Geçmişten beri aileler askerliğin "erkekleşme, adam olma yeri" bilmiş. Bunun etkisinden savaşa rağmen kurtulamadıkları gibi gençlikten, çocukluktan olgunlaşmaya götüren yer ya da çocuklarının terbiye edilmesi gerekliliğine inanıyor, askerliği bir nevi çilehane olarak görüyorlar. Askerliği reddetmenin aslında zorluktan kaçmak olduğunu düşünüyorlar. Hele ki Kürtler; haklı da olsa, haksız da olsa zorluktan kaçmayı erkekliklerine yedirememişler. Orduya karsı içinde nefret de olsa,” ben askerlikten kaçmam” yada “oğlum askerlikten kaçmaz” gururu ile inatlaşmaları, kendilerini körleştirmiştir. Yani erkek adam olmanın yeri silah almak, kıçına tekme yiyip izmarit toplamaktan geçtiğine inanıyorlar. Böyle bir toplumda asker kaçağı olmak çok zordur.
Bir de Kürtler’de görev severlik biraz fazlacadır. Gerek gönüllü olsun, gerekse de zorla, nasıl olursa olsun verilen görevi yerine getirmede üstlerine yoktur. "Alavere-dalavere Kürt Memet nöbete" hikâyesi de bundan kaynaklanmıştır. Bu görev severlik geçmişten bu yana Kürtler'in ağır-zor işlerde bedavaya ya da çok az bir karşılık ile kandırılması çalıştırılmasını da getirmiştir. Son dönemlerde ordu Kürtler'in bu zaafını çok daha iyi kullanıyor. Örneğin askeri cezaevlerinde ki gardiyanların çoğu Kürt’tür. Onbaşılık rütbesini alan birçok Kürt kendini çok daha fazla kaptırabiliyor. En çok dayağı onbaşı olmuş Kürtler'den yedim. Beni en çok kınayan, dışlayan kesim yine çevremdeki Kürtler'dir. Sözün özü, Kürtler siyasetçisinden aydınına, medyasından sıradan bireyine kadar bu konuda sınıfta kalmıştır.
Kürt gençlerinin vicdani retlerini açıklamaları, süren savaşı durduracak bir enerji ortaya çıkarabilir mi?Tabii ki savaşı durdurabilir. Az değil, yarım milyon asker kaçağından bahsediyoruz. Düşünebiliyor musun, yüz bin vicdani retçi ve asker, gerilla ailesinin oturma eylemi ya da açlık grevi yaptığını… Tüm dünyayı sarsacak bir eylem olur. Sadece vicdani retçiler değil, bunlar çalışmalarını, eylemlerini gerilla ve asker aileleriyle de birleştirebilirler. Yani tüm savaş karşıtlarının bir arada olacağı daha da heyecanlı eylemler, çalışmalar gerektiğini düşünüyorum. Öte yandan savaşın kaynağı olan bizlerin açıkça askerliği reddetmesi, gitmemesi ordunun kulağını çekercesine zayıflatması demektir.
Askerlik ve gerillaya katılımı bir arada düşünürsek, Kürt gençlerinin savaşın bir tarafı olmak zorunda bırakılmalarına bir alternatif olarak vicdani reddi ele alabilir miyiz?Önce Kürtleri tahlil etmek gerekir. İnsanlar aç, perişan, ekonomisi bitmiş bir ülke, sokaklarda insanlar karnını doyurabilmek için birbirini boğazlıyor; savaşın yıkıntıları, köylerini terk etmiş insanların şehirlerdeki harabe-yıkık binalarda, balık istifi vaziyette zavallı yaşantıları, köylerinde kalanların yasaklanmış tarlaları ve arazileri, çobanlara kadar tüm köylünün çalışma hayatlarının ızdıraba çevrilmesi, taş attı diye ya da çocuğuna Kürtçe isim koydu diye ergenliklerini cezaevlerinde geçiren bir halkı düşünün. Ya da bu insanların oyları ile seçtiği kişilerin cezaevlerine doldurulması, yıllardır süren devletin bu tür yüzlerce baskısına karsı gelişen, kendini savunacak tek ve son seçeneğin dağlara, gerillaya katılma olması normaldir.
Diğer taraftan çocuğunun daha fazla acı ve sıkıntı çekmesini istemeyen, sorunsuz bir gelecek verebilmek için askere yollayan aileler. Bu savaşta karsı karsıya gelenlerin hep aynı sınıfın, halkın çocukları olması çok acı verici. İster asker, ister gerilla kayıpları olsun, haberlerde izlediğimizde hep aynı insanlar olduğunu görmek çok üzüyor beni. Bir de bu savaşa harcandığı söylenen 3 yüz milyar dolar. Ben inşaatcıyım, az çok bir dairenin kaça mâl olduğunu bilirim. Edirne’den Hakkari’ye kadar yıkıp tekrardan yapacak bir miktardır.
Bu topraklara, elli bin genci toprağa gömmek yazık değil mi? Yazık değil mi yüz binlerce ananın, babanın, bacının, kardeşin "canını" elinden almak, onlara ağıtlar yaktırmak... Buna karsı,"artık yeter" denmeli. Bu tamamen vicdani durumdur. İnanıyorum ki hiç bir güç karsısında duramayacaktır. Savaş atmosferinde, hayatında karınca incitmemiş kişilerin canavara dönüştüğünü biliyoruz. Öyle bir hale getirdiler ki ille de taraf olmak zorunda bırakılıyorsun. Buna karsın silkelenmeliyiz ve "biz savaşmayacağız. Artık yeter!" demeliyiz.
Vicdani reddi bir milat olarak kabul edersek, sizin için öncesi ve sonrasında nasıl bir hayat şekillendi? Zorlukları neler oldu? Kişisel olarak ne fayda sağladı size?Ne bir zorluğu ne de bir faydası; hiç bir değişiklik olmadı hayatımda. Sadece eskisi kadar korku ile kaçmıyorum. Yedi-sekiz yıl korku ile kaçarak yaşadım. Vicdani reddimi açıklamakla bu korkuyu attım üzerimden. Bu günlerde onun rahatlığının tadını yasıyorum.
Vicdani red, askerlikten kaçmaya bir son muydu, yoksa topluma bir mesaj verme isteğinden mi oluştu?Hala askerlikten kaçıyorum. Yani öyle, "ben buradayım, yaparım" demiyorum ki. Ucunda ölüm de olsa kaçacağım ve yapmayacağım. Ben ne bir ilkim ne de bir son. Bu mesaj çok önceden verilmişti. Benim durumum bu mesajı veren arkadaşlarla dayanışma, onlara "ben de sizinleyim" demek; vicdani retçi sayısını artırma, vicdani ret hakkında çalışmalara katılmayı, "ne yapabilirim" arayışının ve çabasının ilk adımı gibi gördüm.
Askeri cezaevleri konusunda neler söyleyebilirsiniz?"Askeri cezaevleri" adını bile duyduğumda bilinç dışı bir dikkat uyanıyor; içim titremeye başlıyor. Biliyorum; birçok insan abarttığımı düşünüyor. Kimileri de direkt tepkisini göstermekten çekinmiyor. Fakat, içimi titretse de, zihnimi darma duman etse de, üstüne gitmek, inadına, açığa çıkarmak istiyorum. Askeri cezaevi günlerinin önemsiz, üstü örtülecek şeyler olmadığını biliyorum. 7 yıldır halen günlük yaşamımda etkilerini görüyorum. Bize yaşatılan uygulamalar sadece fiziki işkence değildi. Aylarca süren, her an her dakika maruz kaldığımız hakaret, aşağılama, küfür, saclarımızın kazınması faullerimizin kulak üstü hizasında kesilmesi, elbiselerimizin eski yırtık ve siyah, kirli olması olan; yani insanlıktan çıkmış derler ya hani, işte öyle bir şeydi. Yani yaratık gibiydik. Yeni yeni kendimi toparladığımı düşünüyorum. Tanrım, nasıl bir baskıdır? Sivil elbiseleri giydiğimde, ilk hafta boyunca sanki bir ülkenin kralı olmuşçasına mutlu olmuştum.
Vicdani retçiler arasında da asker arkadaşlıkları benzeri bir durum var mı?Birbirlerine sevgi, saygı, değer verme, yardımlaşma elbette var. Fakat asker arkadaşlıklarından çok daha farklıdır. Yani askerde arkadaşlar arasında sürekli kavga, itişme, kakışma, uyumsuzluk yaşanır. Orada bir zorunluluk, bir görev alma, görev yerine getirme, hatta ispiyonculuk, birbirlerini denetleme gibi durumlardaki arkadaşlıklardır. Boş zamanlarını laubali, boş gevezeliklerle, şakalaşmalarla geçirirler. Haliyle bu da tatsızlıklara neden olabiliyor. Vicdani retci arkadaşların bir araya gelme nedenleri hep vicdani ret çalışmaları üzerinedir. Haftada bir defa, bazen ayda bir defa olur. Bizim arkadaşlar öyle bir araya geldiklerinde havadan sudan pek konuşmazlar. Merhaba ile veda kelimesinin arasında gecen tüm konuşmaları vicdani ret üzerinedir.
Vicdani reddin yasalar çerçevesinde bireysel bir hak olarak kullanımı ve ülkelerin bu konuya takındıkları tavır nedir?Vicdani ret olayının tarihi de yüzyıl başına kadar gidiyor. Avrupa'da "vicdani ret" hakkını Anayasasına alan ilk ülke, 1916'da İngiltere oldu. İngiltere'nin ardından 1917'de Danimarka, 1920'de de İsveç bu hakkı vatandaşlarına tanıdı. Bu ülkelerin ardından, Hollanda 1922, Finlandiya 1931, Avusturya 1974, Çek Cumhuriyeti 1990, Estonya 1994, Fransa 1963, Almanya 1949, Yunanistan 1997, Macaristan 1989, İtalya 1972, Litvanya 1997, Letonya 1990, Lüksemburg 1963, Polonya 1988, Portekiz 1976, Slovakya Cumhuriyeti 1990, Slovenya 1991, İspanya 1978 yıllarında "vicdani ret" hakkı tanıyan ülkeler oldu.
AB üyesi tüm ülkelerde "vicdani ret" hakkı bulunurken, uygulama şekli faklılıklar gösteriyor. Bu ülkelerde vicdani retçiler, askerlik yükümlülüklerini "silahlı askerlik" yapmak yerine, yine söz konusu devletlerin belirlediği sınırlamalar çerçevesinde "sosyal hizmet üreterek" değerlendirebiliyorlar.
PORTRE / İNAN SUVER/16 Kasım 1977'de Van'ın Özalp ilçesinde doğdu. Ortaokul mezunu olan Suver, evli ve inşaatçılık yaparak yaşamını devam ettiriyor. Kürt Vicdani Red Hareketi aktivistlerinden olan İnan Suver, bölgede Kürt gençlerinin militarizme karşı durmalarını sağlamak için yoğun çalışmalar sürdürüyor.
Berzan Şerefhanoğlu / AKnews-------------------------------------------------------------------------
TURKEY: Conscientious objector İnan Suver arrestedWar Resisters' International has been informed today that Turkish conscientious objector İnan Suver has been arrested today while trying to get an ID paper from the office of his municipality. During the check of his identity and came out that his address was listed as the address of a "deserter", and police was called to arrest him. He was first brought to the police station, and later this morning to Bakirkoy court, where his detention was ordered. He has been sent to Kasimpasa military prison, and it is expected that he will be transferred to Izmir soon.
İnan Suver was called up for military service in 2001, and according to the information presently available, he deserted after about 13 months of service, but was arrested and spent seven months in prison. It is not clear on what conditions he was released - as he was still listed as deserter, it is likely that he was released with an order to return to his unit.
When İnan Suver deserted, he had not heard of the concept of conscientious objection. Once he learned about the concept and the politics behind it, he declared himself a conscientious objector in 2009. In an interview with Dicle News Agency, he said: "Widespread knowledge about conscientious objection would be the end of the war."
In its Opinion No 16/2008, the United Nations Working Group on Arbitrary Detention said in an opinion on the case of Halil Savda that any imprisonment of a conscientious objector constitutes arbitrary detention. Halil Savda too had spent time in prison for desertion before he declared himself a conscientious objector.
War Resisters' International is very concerned about the safety of İnan Suver. In many cases of arrest of a conscientious objector in Turkey, there have been reports of maltreatment.
War Resisters' International calls for letters of protest to the Turkish authorities, and Turkish embassies abroad.
Presidency of the Turkish Republic: Fax +90-312-4271330, email cumhurbaskanligi@ tccb.gov. tr.
A protest email to the Turkish President Abdullah Gül can be sent at http://wri-irg. org/node/ 10684.
War Resisters' International calls for the immediate release of İnan Suver and all other imprisoned conscientious objectors.
Andreas Speck
War Resisters' International
Archives of co-alert can be found at http://wri-irg.org/news/alerts
Savaş Karşıtları
Yorum ekle